Showing posts with label TURKEY. Show all posts
Showing posts with label TURKEY. Show all posts

Sunday, April 7, 2013

Türk İmzası Taşıyan En Pahalı 10 Tablo

                   Türk İmzası Taşıyan En Pahalı 10 Tablo

ISTANBUL HANIMEFENDİSİ / OSMAN HAMDİ BEY

Osman Hamdi, yakın çevresini resimlemeyi tercih eden bir sanatçı. Son Osmanlı Sadrazamı İbrahim Ethem Paşa’nın oğlu olan Osman Hamdi’nin çizdiği bu resimdeki kadının da kim olduğu tam olarak bilinmemekle beraber, Osmanlı Hanedanı’ndan biri olduğu tahmin ediliyor. Bazı çevrelere göre bu kadın, Fransız modasının Osmanlı’daki yansımasını göstermek için resmedildi. İstanbul Hanımefendisi, oryantalist resmin çok başarılı bir örneği. Osman Hamdi tabloda, Batılı ressamlardan farklı şekilde, Doğu’da yetişmiş biri olarak kendi toplumuna bakıyor. Türk resim sanatında, tam boy olarak bir insanın resmedilmesinin de ilk denemelerinden biri olması, tablonun önemini artırıyor. Boya ve ışık olarak son derece dengeli bir resim.
8 MİLYON YTL

 

KAPLUMBAĞA TERBİYECİSİ / OSMAN HAMDİ BEY

Bir rivayete göre Osman Hamdi’nin burada resmettiği kişi, içinde bulunduğu yapının penceresinden dışarıda yapılan bir idamı seyrediyor. Gerçekteyse resimde görünen Kaplumbağa Terbiyecisi, bizzat Osman Hamdi’nin kendisi. Osman Hamdi, bir üslubun peşinde (Oryantalizm) koşan ilk ressamlarımızdan biriydi. Bu nedenle tüm resimleri önemli. Tablonun tekniği mükemmel olarak niteleniyor. Osman Hamdi, kaplumbağaların dizilişinden tutun pek çok detayı defalarca çizerek bu tablo için ciddi bir ön hazırlık yaptı.
5 MİLYON YTL










NARLAR VE AYVALAR / ŞEKER AHMET PAŞA

Şeker Ahmet Paşa, Paris’teki dünyaca ünlü Louvre Müzesi’ne hayattayken eseri kabul edilen ilk Türk ressamı. Bu nedenle neredeyse tüm resimleri önemli. Geometrik açıdan sepetteki ayva ve narların dizilişi ve birbirleriyle oluşturduğu kompozisyon, resmin en dikkat çekici özelliği. Narlar ve Ayvalar adlı natürmotun bir diğer özelliğiyse, ışığın ve renklerin birbiriyle oluşturduğu uyum ve resmin gerçekçi duruşu. Şeker Ahmet Paşa ile ilgili bir not daha: Osman Hamdi’nin hocası Jean Leon Gerome kendisine üstat (mon maitre) diye hitap ederdi ve Fransa Devlet Nişanı (Legion d’honneur) ile onurlandırılmıştı.
1.3 MİLYON YTL

RÜSTEM PAŞA CAMİİ / OSMAN HAMDİ BEY

Osman Hamdi, Osmanlı’daki ilk güzel sanatlar akademisini açtığı için önemli bir ressam. Resim sanatının Osmanlı’da resmi olarak başlamasını sağladı ve resimle ilgilenen sanatçılar bu dönemden sonra mesleğe kavuştu. İlk arkeoloji müzesini açan da oydu. Osman Hamdi’nin tarihsel kimliğinin önemi, resimlerini de değerli kılıyor. Osman Hamdi birçok eserinde olduğu gibi bu eserinde de yine kendisini resmetmiş. Resimde, arkada görünen kapı açık ve belli belirsiz içeriyi görüyoruz. Sanatçı burada dış mekânı ve içeriyi aynı anda okuyor. İçerinin tamamı görünmüyor çünkü sanatçı, mekânın içindeki manzarayı izleyicinin hayal gücüne bırakıyor. Osman Hamdi, bu resminde oryantalizmin kurallarını yıkmaya ve daha doğal bir ortam yaratmaya çalıştığı için tablo son derece değerli.
850 BİN YTL











HALİÇ / NACİ KALMUKOĞLU

Naci Kalmukoğlu, Rus empresyonizminin izini süren bir ressam. Eğitimini Rusya’da tamamladıktan sonra nüler ve portreler yaptı. Manzara çalışmalarının sayısıysa oldukça az. Eserin değerli olmasının bir nedeni de bu… Kalmukoğlu, manzara resimlerini bir nevi gezi notları olarak çiziyor, beğendiği yerleri kendi yorumuyla tarihe not düşüyor. Kalmukoğlu’nun bu resminde fırça vuruşları ve ışık değerlerini dağıtması çekici. Bu resim, eski Halil Bezmen koleksiyonunda bir başyapıt olarak bilinirdi.
650 BİN YTL
 

ÜSKÜDAR / İBRAHİM ÇALLI

İbrahim Çallı’nın bugüne kadar satışa sunulan en önemli eserlerinden biri. Resmin önemi, ressamın paletindeki tüm renkleri ustalıkla kullanmasından geliyor. Resme baktığınızda kendinizi Çallı ile beraber Üsküdar’da, o yıllarda dolaşır gibi hissedersiniz. Çok iyi bir teknikle yapılan resim son derece doğal ve samimi.
600 BİN YTL




SOKAK MANZARASI / NAZMİ ZİYA GÜRAN

Resimleri ve çalışma tarzı ile empresyonizmi en üst seviyede temsil eden ressamlarımızdan Nazmi Ziya’nın bu eseri başyapıtları arasında gösteriliyor. Sanatçının toplam eser sayısının 500’ü geçmediği biliniyor. Bu nedenle eserleri, sanat camiasında yoğun ilgi görüyor. Sanatçı, tipik tarzı olan değişken ışık anlayışını bu resmine de aktarmış.
560 BİN YTL





ADADA GEZİNTİYE ÇIKAN KADINLAR / İBRAHİM ÇALLI

Çallı, bu resminde Cumhuriyet’in ve kadınların değişimini bizlere aktarıyor. Tablonun enteresan yanıysa 60 yıl boyunca bir köşkte, kimse tarafından bilinmeden saklı kalması. Çok sayıda resim üreten Çallı, yapıtlarının birçoğunu çevresindeki insanlara armağan ederdi. Bu nedenle İbrahim Çallı’nın halen gün ışığına çıkmamış çok sayıda eserinin bulunduğu tahmin ediliyor.
505 BİN YTL

GÖL KENARI / HOCA ALİ RIZA

Hoca Ali Rıza, yıllarca Avrupa’yı görmeden, askeri okulda öğretmenlik yaparak öğrencileri için baskılar üreten bir ressam. Eserlerini, öğrencilerine göstermek ve onlara resim öğretmek için yapıyor. Sanatçı, geleneksel resimlerine Batılı bir tarz katıyor ve bu resmin önemi de buradan geliyor. Empresyonizmi görmemiş, Avrupa’ya gitmemiş Hoca Ali Rıza’nın bu resmindeki ışık değerleri, resim uzmanlarını da şaşırtıyor.
500 BİN YTL


KİRAZLAR / SÜLEYMAN SEYYİT BEY

Süleyman Seyyit Bey’in bu natürmortunda kurduğu kompozisyon değerleri, sanat çevrelerinin takdirini topluyor. Sanatçı, bu eserinde kirazları muhteşem bir geometrik kurguda resmetmiş. Ressamın bu tablodaki tekniği de başarılı. Eserde, çok ince bir boya tekniği kullanılmış ve ışıklı renkler tercih edilmiş. Renklerin birbiriyle kurduğu açık-koyu ilişkisi, tablonun bir diğer dikkat çekici özelliği.
487 BİN YTL















 Kaynak: Milliyet

Saturday, April 6, 2013

                         İbrahim Çallı 

                            ( d.13 Temmuz 1882, Çal, Denizli - ö. 22 Mayıs 1960 İstanbul )

1914 kuşağı sanatçıları arasında çeşitli nedenleri bağlı olarak adı en çok bilinen ve tanınan ressam İbrahim Çallı'dır. Adeta, kuşağının gözde temsilcisidir.

1882 yılında o zamanlar Izmir'e bağlı bulunan Çal kasabasında doğdu. (Çal kasabası bugün Denizli iline bağlıdır) 1906'da Şeker Ahmet Paşa'nın desteğiyle Sanayi-i Nefise'ye giren Ibrahim Çalli, 1910 yılında buradan mezun olduktan sonra Hikmet Onat ve Ruhi Arel'in de aralarında olduğu bir grupla Paris'e resim öğrenimine gönderildi. Ünlü ressam Paris'te L'Ecole des Beaux Arts'da Fernard Cormon atölyesinde eğitim gördü.
I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla yurda dönen ressam, sanatta köklü gelişmelerden yana olduğunu her firsatta belli etmiştir. Çallı, Sanayi-i Nefise'ye (şimdiki adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) hoca olarak girdikten sonra Hikmet Onat, Nazmi Ziya, Feyhaman Duran, Avni Lifij, Namik Ismail de okulda hocalık yapmaya başladılar. Çallı, iyi bir ressam olmanın yanı sıra iyi bir öğretmen olduğunu da kanıtlamıştır.
 Türk resminde, izlenimciliğin temsilcisi ve öncüsü olarak adını duyuran  Çallı, boyayı kullanmadaki rahat tutumu ve izlenimlerini lirik bir ifadeyle tuvale aktarması ile beraber hareket ettiği arkadaşları içinde farklı bir ele alışı yakalamıştır. Resimlerinde tablonun çizgisel yapısına, düzenine hiç önem vermemiştir. Renklerle oynamak resmi hemen renklendirmek, aceleci sanat kişiliğinin bir yansıması olarak bütün resimlerini etkilemiştir.

 1916 yılından itibaren "Galatasaray Sergilerine" katılan Çallı, Nü'den (Çıplak) potreye, manzara, savaş, ve mistik konulu resimlere kadar hemen hemen her tür konuyu denemiştir. Yeniliklere açık bir insan olan sanatcı, 1930'lu yıllarda öğrencileri olan Ali Çelebi ve Zeki Kocamemi'nin Alman Ekspresyonizmi etkili resimlerini incelemiş hatta onlardan etkilenmiştir de. "Mevleviler" adlı resimlerini Zeki Kocamemi ve Ali Çelebi'nin Kübist anlayışından etkilenerek yapmıştır.
  
"Natürmort", İbrahim Çallı’nın yaratı süreci içerisinde farklı bir yere sahiptir. Bu resimlerinde kullandığı ışık ve bununla belirginleşen lekesel değerler ile renk skalası yaşam derinliğine kökleri uzanan bir tutkunun varlığına işaret etmektedir. Bu eserlerinde ölü bir doğa resmetmesine karşılık, kompozisyon düzeni ve fırça vuruşlarıyla yaşama ilişkin bir dinamiği yakalamak mümkündür."

İbrahim Çallı’nın portreleri diğer resimlerine oranla biçim kaygısını daha fazla taşıdığı çalışmalarıdır. Ancak bu çalışmalar arasında da portresini yaptığı kişiye göre değişerek kullanılan resimsel dile ait ifadeyi görmek mümkündür. Örneğin: Celal Bayar’ın portresinde kişisel kimliğin yansıtılmasının dışında, giyinişi ve genel duruşuyla devlet adamı ciddiyetini yansıtacak biçimsel kuralcılık uygulanmışken, Neyzen portresinde izlenimciliğe ilişkin lekesel değerler ve fırça vuruşları daha serbest gerçekleştirilmiştir
.
 İbrahim Çallı’nın çıplak kadın resimlerinde, figür mekân ilişkisi ön plana çıkmaktadır. Her ne kadar figür ön planda olsa da mekân içerisindeki diğer unsurlarda aynı etki ile izleyicinin karşısına çıkmaktadır. Bu resimlerde yer alan kadın figürlerinde zaman zaman duygusal boyutun yansımasını vücut biçimlerinde görmek mümkündür.                       
    

“Zeybekler”e düzeltme

  
Atatürk'ün "Biz ekmek bulamıyorduk. Bu atlar nasıl böyle semirmiş" dediği Zeybekler adlı tablosu
Yeniden sergilemeye açılan Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi İbrahim Çallı Salonu’nda 1914 kuşağı sanatçılarının resimleri yer alıyor. İbrahim Çallı’nın Zeybekler tablosu'nun özel bir öyküsü bulunmaktadır. Aynı zamanda Osman Hamdi’nin asistanı da olan Çallı, Atatürk’ün isteği üzerine Etnoğrafya Müzesi’nde bir sergi açar. Bu sergide de yer alan “Zeybekler” tablosunu gören Atatürk, Çallı’ya döner ve “Biz Kurtuluş Savaşı’nda yemeye ekmek bulamıyorduk, senin resmindeki atlar nasıl semirmiş böyle?” diye sorar. Usta ressam malzemelerini alır ve tablosundaki atı bir deri bir kemik hale getirir


 Manzara" resimlerine baktığımızda panoramik doğa görüntülerinin yanı sıra şehir kesitlerini ve “balıkçılar” resminde olduğu gibi, doğa içinde günlük yaşam öykülerini bulmak mümkündür."
"Adalardan" adlı resminde olduğu gibi panoramik anlayışa sahip olmasına karşın komposizyonu oluşturan biçimlerin daha belirgin vurgulanmasını sağlamıştır. Şehir kesitlerini yansıttığı resimlerinde, belgesel niteliğinde bir yaklaşım sergilenmiştir. “Bursa Türbeleri” [4] adlı resim bu yaklaşımın önemli bir örneğini oluşturmaktadır."

     














Kaynak: http://www.restoraturk.com/restorasyon-sanat/resim-ve-heykel-restorasyonu/1037-ibrahim-callinin-hayati.html
 http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0brahim_%C3%87all%C4%B1


Wednesday, April 3, 2013

 

  KAPLUMBAGA TERBIYECISI

Sanatci: Osman Hamdi Bey

Yil:1906

Tur: tuval uzerine yagliboya

Boyutlar:222 cm × 122 cm

Pera muzesi Istanbul

Belinde sıkı bir kemerle bağlanmış kırmızı uzun bir giysi giyen sakallı bir adam, mavi çinilerle kaplı eşyasız ve bakımsız bir odada, izleyiciye arkası yarı dönük biçimde dikilmektedir. Başına, etrafına gelişigüzel bir yemeni sarılmış arakiye takmıştır. Adamın ayaklarının dibinde, yerdeki yaprakları yemekte olan kaplumbagalar vardır. Bursa`daki Yesil Camii'nin üst katındaki odanın duvarlarındaki sıvalar ve çiniler yer yer dökülmüştür. Tablonun tek ışık kaynağı adamın önündeki alçak penceredir.
Ellerini arkasında kavuşturmuş olan adam bir ney tutmaktadır. Sırtında bir nakkare asılıdır ve buna bağlı bir mızrap boynundan aşağıya sarkar. Bazılarına göre adamın sırtında asılı olan şey, eskiden dervişler ve dilenciler tarafından kullanılan, hindistan cevizinden ya da abonozdan yapılma dilenci çanağı olan keşkülüfukaradır.


Yorumlar ve ilham

 

 **Osman Hamdi Bey'in bu tablosu, özellikle ilham kaynağına dair net bilgilerin olmadığı dönemde, geri kalmış bir toplumu çağdaşlaştırmaya çalışan bir aydının yorgun hâlini anlattığı şeklinde yorumlanmıştır.Kaplumbağaların esin kaynağının, Lale Devri'ndeki Sadabad eğlenceleri sırasında, hava karardıktan sonra sırtlarına mum dikilerek serbest bırakılan kaplumbağalar olduğu öne sürülmüştür.Bu yoruma göre, Sanay-i Nefise, Asar-ı Atika Müzesi, Duyun-u Umumiye gibi birçok kurumu kurmak ve yönetmek görevini üstlenen Osman Hamdi Bey, tabloda kendini terbiyeci, kendi iş yapış biçimine uyum gösteremeyen astlarını ise yemeğe ulaşmaya çalışan kaplumbağalar olarak göstererek, onları hicvetmektedir.

**Başka yorumlara göre, düşünceli biçimde dikilen adam, sabır gerektiren zor bir iş olan kaplumbağaları terbiye etme işini, elindeki ney ve sırtındaki nakkareyi çalarak başarmayı ummaktadır.[2] Bu yoruma göre de terbiyeci Osman Hamdi Bey'in kendisidir. Terbiyecinin zorlu işi elindeki müzik aletleriyle halletmeye çalışması, Osman Hamdi Bey'in de değişime direnen bir toplumu sanat yoluyla çağdaş seviyeye getirmeye çalıştığını, bu yüzden sanat okulu ve müze açma girişiminde bulunduğunu vurgular.Terbiyecinin, kaplumbağaları eğitmekte kullanacağı neyi üfleyemeyip arkasında tutması, Osman Hamdi Bey’in neyi üfleme, yani kaplumbağalar ile temsil edilen halkı eğitme kaygısından artık vazgeçtiği, çünkü derviş sabrının bile bir sonu olduğu şeklinde de yorumlanmıştır.Ayrıca tablodaki kablumbağaların ilham kaynağının, Osman Hamdi Bey'in Paris'teyken sokaklarda dolaştıklarını gördüğü, Charles Baudelaire'in Modern Hayatın Ressamı kitabında da bahsi geçen kaplumbağalar olduğu da öne sürülmüştür.


Kaynak :http://tr.wikipedia.org/wiki/Kaplumba%C4%9Fa_Terbiyecisi

Tuesday, April 2, 2013

              TURKIYE ` den HEYKEL ORNEKLERI


BARBAROS ANITI / HADİ BARA VE ZÜHTÜ MÜRİDOĞLU

Beşiktaş’taki Barbaros Türbesi’nin olduğu alandaki anıt Barbaros Hayrettin Paşa’nın anısına 1941-1943 arasında yapıldı. 1944’de şimdiki yerini aldı. Güzel Sanatlar Akademisi öğretim üyelerinden heykeltıraş Hadi Bara ile Zühtü Müridoğlu’nun imzasını taşıyor. Bronz işleri Yusuf Akpınar ile Ali Haydar Seymen’e ait. Tümü 11.500 metre olan anıtın, bronz kısmı 6 ton 900 kilo ağırlığında. Yapıt birkaç basamaklı mermer bir platform üzerinde, on metrelik kademeli kaide üzerine üç bronz figürden oluşuyor. Kaidenin ön kısmı gemi pruvası ve güvertesini simgeleyecek biçimde iki buçuk metre yüksekliğinde bir platform. Burada Barbaros, normal bir insan boyundan üçte bir daha büyük ölçüde iki levendin ortasında duruyor. Barbaros ve leventlerin kıyafetleri Topkapı Sarayı’ndaki örnekler incelenerek yapılmış. Heykelin deniz tarafındaki taş kaidesinde Barbaros’u Kanuni Sultan Süleyman huzurunda gösteren alçak bir kabartmaya da yer verilmiş. Arka bölümünde de Yahya Kemal’in "Süleymaniye’de Bayram Sabahı" isimli şiirinden dizeler var.
İSTANBUL

AKDENİZ HEYKELİ / İLHAN KOMAN

Ünlü heykeltıraş İlhan Koman’ın Türkiye’deki en bilinen eserlerinden biri olan Akdeniz Heykeli, şehrin tanınmış sembollerinden biri. Heykel, Halk Sigorta’nın (şimdiki adıyla Yapı Kredi Sigorta) isteği üzerine yapıldı ve 1980’de şirketin Zincirlikuyu’daki genel müdürlük binasının önüne yerleştirildi. Dört ton ağırlığında, 12 milimetre kalınlığında ve 112 metal levhanın yan yana getirilmesiyle oluşturulan bir kadın figürü. 1981’de Sedat Simavi Vakfı Görsel Sanatlar Ödülü’nü kazandı. Uzun süre Zincirlikuyu’daki genel müdürlük binası önünde durdu ve önünden gelip geçen otomobillerdeki insanlar onu uzaktan seyretti. Ardından Galatasaray’da daha çok kişiyle buluşma fırsatı yakaladı. Şimdi de Levent’teki Yapı Kredi Binası’nın önünde duruyor.
İSTANBUL
GÜVEN ANITI / HOLZMEISTER, THORAK, HANAK
Bronzu Viyana, Taşı Ankara’dan.
Güven Anıtı, Kızılay’da Güven Park’ın içinde yer alıyor. Projesini 1931’de Avusturyalı mimar Clemens Holzmeister tasarladı. Avusturyalı heykeltraş Anton Hanak ve öğrencisi Josef Thorak inşa etti. Anıt, 1936’da tamamlandı. Kızılay’a bakan cephesinin önünde, 5 metre yüksekliğinde biri genç diğeri yaşlı iki güçlü erkek figürü bulunuyor. Bu figürler, ellerinde tuttukları tüfeklerle bazılarına göre eski ve yeni Türkiye’yi, bazılarına göre yurt savunmasını, bazılarına göre de Cumhuriyet’in güvenliği için ordunun yanı sıra görev yaptığı düşünülen polis ve jandarmayı simgeliyor. Kaidede pirinç harflerle "Türk, öğün, çalış, güven" yazıyor. Bronz figürler Viyana yakınındaki Erdberg dökümhanesinde dökülmüş. Anıtın Bakanlıklar’a bakan cephesinde ise iki erkek kabartması var. Bunlar çağdaş Türk insanını ve ulusal birliği simgeliyor. Anıtın kaidesinde, Kurtuluş Savaşı’nı, yeni Cumhuriyeti betimleyen rölyefler bulunuyor. Rölyeflerin tümü Ankara taşından yontulmuş.
ANKARA

GÜZEL İSTANBUL / GÜRDAL DUYAR
Müstehcen diye kaldırıldı..1973 yılında, Cumhuriyet’in 50. yılını kutlamak için 20 sanatçıya İstanbul’un çeşitli yerlerine konulmak üzere 20 heykel ısmarlandı. Bunlardan biri de Gürdal Duyar’ın yaptığı "Güzel İstanbul" heykeliydi. Heykel 1974’te Karaköy Meydanı’na konuldu. Duyar, eserinde İstanbul’u hafifçe geriye doğru uzanmış, başı arkaya atılmış çıplak bir kadın figürüyle tanımladı. Fakat heykelin macerası yeni başlıyordu. Eser CHP-MSP koalisyonun iş başında olduğu dönemde tartışma konusu haline geldi. Sonunda "müstehcen" bulunduğu iddasıyla bir gece yarısı söküldü ve sonrasında belediye şantiyelerinden birinde ortaya çıktı. Ardından da Yıldız Parkı’nın kıyıda köşede bir yerine dikildi. Halen de parkın gözlerden ırak, kuytu bir alanında. Heykelin üzerinde tanıtıcı bir yazı olmaması da dikkat çekiyor.
İSTANBUL
50. YIL ANITI / ŞADİ ÇALIK
Dinamizmi simgeleyen borular..İstanbul Beyoğlu’nda Galatasaray Lisesi ile Yapı Kredi Bankası arasındaki alanda bulunan anıt, Cumhuriyet’in 50. Yıl Anıtı adını taşıyor ve neredeyse bütün İstanbullular tarafından biliniyor. Eserleri arasında, ODTÜ’de yer alan Atatürk anıtı, İstanbul Ticaret Odası için yaptığı bakır ve taş rölyefler, İzmir Kültür Park’taki heykelleriyle bilinen heykeltıraş Profesör Sadi Çalık tarafından 1973’te yapıldı. Malzeme olarak paslanmaz çelik kullanıldı. Üç büyük boruyla oluşturuldu. Bu silindirik boruların Cumhuriyet’in dinamizmi ve aydınlanmasını simgelediği biliniyor.
İSTANBUL
AÇIK SÜTUN / AYŞE ERKMEN
Yangında hasar gördü.1994’de belediyenin düzenlediği bir yarışma sonucu, İstanbul’un çeşitli semtlerinde değişik sanatçılara 20’ye yakın heykel sipariş edildi. Sanatçı Ayşe Erkmen’in yaptığı eser de bunlardan biriydi. Tünel’in karşısındaki bacanın formu ve boyutundan esinlenmişti. 2006 yılında "Yaya Sergileri 2" düzenlenirken, Erkmen’in Tünel Meydanı’ndaki kalıcı heykeli daha çok dikkat çeksin diye straforla kaplandı. Fakat vandalizm kurbanı oldu, ateşe verildi. Sadece straforlar değil, Açık Sütun da zarar gördü. Sonra, yanan heykelden parçalar da kullanılarak kısmi olarak onarıldı.
İSTANBUL
KUŞLAR / KUZGUN ACAR
İMÇ’nin yıpranmış simgesi...İstanbul Unkapanı İMÇ’de (İstanbul Manifaturacılar Çarşısı) bulunan Kuşlar heykeli, Kuzgun Acar’ın 1966 yılında yaptığı bir eser. Demir, çivi, tel ve ahşap gibi malzemeler kullanarak gerçekleştirdiği yapıtlarıyla tanınan ünlü heykeltıraş bu eserinde de demir malzeme kullanmış. Kuşlar, aynı zamanda İMÇ’nin amblemi konumunda. Özellikle formuyla dikkat çekiyor.
Günümüzde çok yıpranmış bir halde görülebiliyor.
İSTANBUL
KİBELE ÇEŞMESİ / MEHMET AKSOY
Anadolu’nun ana tanrıçası...Türkiye İş Bankası’na ait 4. Levent’teki İş Kuleleri’nde bulunan Anadolu’nun Ana Tanrıçası Kibele heykeli, ünlü heykeltıraş Mehmet Aksoy’un imzasını taşıyor. Ana tanrıça figüründen etkilenerek yaratılan mermer eser bir yılda tamamlandı. Heykel yaklaşık 30 ton beyaz ve gri Afyon mermeri kullanılarak oluşturuldu ve sanatçının Beykoz’daki atölyesinde hazırlandı. 17 ton ağırlığındaki eser 4.80 metre yüksekliğinde ve altı parçadan oluşuyor. Beyaz mermer, gelinleri ve saflığı yansıtıyor. Kibele’nin başındaki taçta ayın halleri yer alıyor. İçinden akan çeşmesi ve emzirdiği çocuklarla, evrensel bereket ve cömertliği simgeliyor.
İSTANBUL
TAKSİM CUMHURİYET ANITI / PIETRO CANONICA
İstanbul’un tören heykeli..İstanbul’daki törenlerin merkezi olan Taksim Meydanı’ndaki Cumhuriyet Anıtı, 1925’te İstanbul milletvekili Hakkı Şinasi Paşa başkanlığındaki bir komisyonun İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica’ya verdiği siparişle yapıldı ve 1928’de açıldı. Çevre düzeni mimar Guilio Mongeri tarafından hazırlandı. Malzemesi taş ve bronz. Bir meydan çeşmesi gibi tasarlanan anıtın iki yüzündeki bronz figürler, geleneksel mimariden esinlenmiş. 11 metre yükseklikteki anıtın kaidesinde pembe Trentino ve yeşil Suza bölgesi mermerleri kullanıldı. Anıtın bir yüzü Kurtuluş Savaşı’nı, diğer yüzü Cumhuriyet Türkiyesi’ni simgeliyor. Kuzey yüzünde Mustafa Kemal askerlerinin önünde görülüyor, diğer yüzünde sivil giysileriyle yanında İsmet İnönü, Fevzi Çakmak, askerler ve halkla birlikte tasvir edilmiş. Anıtın yan yüzlerinde birer asker heykeli, üstlerindeki madalyonlarda iki kadın portresi var.
İSTANBUL
MAÇKA PARKI MERMER HEYKELİ / RAHMİ AKSUNGUR
Üstüne oturanlar parçaladı

Mimar Sinan Üniversitesi profesörü Rahmi Aksungur’un İstanbul Maçka’daki Demokrasi Parkı’nın içinde bulunan mermer heykeli 1993 yılında tamamlanmış. İsmi, Seçkin Misafirler. Heykelin malzemesi mermer. Heykelin bir bölümü, insanların üzerinde oturup dinlenebileceği şekilde yapılmıştı. Heykeltıraş, eserinin parkta dolaşan insanlarla bütünleşmesini istiyordu. Ama ne yazık ki, heykel parktaki vandalizme kurban oldu, birçok parçası kırıldı. Hatta "heykel o kadar halkla bütünleşti ki, sonunda ortadan yok oldu" gibi espriler bile yapıldı. Şu anda ne yazık ki parkta tanınmayacak halde duruyor.
İSTANBUL