Showing posts with label osman hamdi bey. Show all posts
Showing posts with label osman hamdi bey. Show all posts

Sunday, April 7, 2013

Türk İmzası Taşıyan En Pahalı 10 Tablo

                   Türk İmzası Taşıyan En Pahalı 10 Tablo

ISTANBUL HANIMEFENDİSİ / OSMAN HAMDİ BEY

Osman Hamdi, yakın çevresini resimlemeyi tercih eden bir sanatçı. Son Osmanlı Sadrazamı İbrahim Ethem Paşa’nın oğlu olan Osman Hamdi’nin çizdiği bu resimdeki kadının da kim olduğu tam olarak bilinmemekle beraber, Osmanlı Hanedanı’ndan biri olduğu tahmin ediliyor. Bazı çevrelere göre bu kadın, Fransız modasının Osmanlı’daki yansımasını göstermek için resmedildi. İstanbul Hanımefendisi, oryantalist resmin çok başarılı bir örneği. Osman Hamdi tabloda, Batılı ressamlardan farklı şekilde, Doğu’da yetişmiş biri olarak kendi toplumuna bakıyor. Türk resim sanatında, tam boy olarak bir insanın resmedilmesinin de ilk denemelerinden biri olması, tablonun önemini artırıyor. Boya ve ışık olarak son derece dengeli bir resim.
8 MİLYON YTL

 

KAPLUMBAĞA TERBİYECİSİ / OSMAN HAMDİ BEY

Bir rivayete göre Osman Hamdi’nin burada resmettiği kişi, içinde bulunduğu yapının penceresinden dışarıda yapılan bir idamı seyrediyor. Gerçekteyse resimde görünen Kaplumbağa Terbiyecisi, bizzat Osman Hamdi’nin kendisi. Osman Hamdi, bir üslubun peşinde (Oryantalizm) koşan ilk ressamlarımızdan biriydi. Bu nedenle tüm resimleri önemli. Tablonun tekniği mükemmel olarak niteleniyor. Osman Hamdi, kaplumbağaların dizilişinden tutun pek çok detayı defalarca çizerek bu tablo için ciddi bir ön hazırlık yaptı.
5 MİLYON YTL










NARLAR VE AYVALAR / ŞEKER AHMET PAŞA

Şeker Ahmet Paşa, Paris’teki dünyaca ünlü Louvre Müzesi’ne hayattayken eseri kabul edilen ilk Türk ressamı. Bu nedenle neredeyse tüm resimleri önemli. Geometrik açıdan sepetteki ayva ve narların dizilişi ve birbirleriyle oluşturduğu kompozisyon, resmin en dikkat çekici özelliği. Narlar ve Ayvalar adlı natürmotun bir diğer özelliğiyse, ışığın ve renklerin birbiriyle oluşturduğu uyum ve resmin gerçekçi duruşu. Şeker Ahmet Paşa ile ilgili bir not daha: Osman Hamdi’nin hocası Jean Leon Gerome kendisine üstat (mon maitre) diye hitap ederdi ve Fransa Devlet Nişanı (Legion d’honneur) ile onurlandırılmıştı.
1.3 MİLYON YTL

RÜSTEM PAŞA CAMİİ / OSMAN HAMDİ BEY

Osman Hamdi, Osmanlı’daki ilk güzel sanatlar akademisini açtığı için önemli bir ressam. Resim sanatının Osmanlı’da resmi olarak başlamasını sağladı ve resimle ilgilenen sanatçılar bu dönemden sonra mesleğe kavuştu. İlk arkeoloji müzesini açan da oydu. Osman Hamdi’nin tarihsel kimliğinin önemi, resimlerini de değerli kılıyor. Osman Hamdi birçok eserinde olduğu gibi bu eserinde de yine kendisini resmetmiş. Resimde, arkada görünen kapı açık ve belli belirsiz içeriyi görüyoruz. Sanatçı burada dış mekânı ve içeriyi aynı anda okuyor. İçerinin tamamı görünmüyor çünkü sanatçı, mekânın içindeki manzarayı izleyicinin hayal gücüne bırakıyor. Osman Hamdi, bu resminde oryantalizmin kurallarını yıkmaya ve daha doğal bir ortam yaratmaya çalıştığı için tablo son derece değerli.
850 BİN YTL











HALİÇ / NACİ KALMUKOĞLU

Naci Kalmukoğlu, Rus empresyonizminin izini süren bir ressam. Eğitimini Rusya’da tamamladıktan sonra nüler ve portreler yaptı. Manzara çalışmalarının sayısıysa oldukça az. Eserin değerli olmasının bir nedeni de bu… Kalmukoğlu, manzara resimlerini bir nevi gezi notları olarak çiziyor, beğendiği yerleri kendi yorumuyla tarihe not düşüyor. Kalmukoğlu’nun bu resminde fırça vuruşları ve ışık değerlerini dağıtması çekici. Bu resim, eski Halil Bezmen koleksiyonunda bir başyapıt olarak bilinirdi.
650 BİN YTL
 

ÜSKÜDAR / İBRAHİM ÇALLI

İbrahim Çallı’nın bugüne kadar satışa sunulan en önemli eserlerinden biri. Resmin önemi, ressamın paletindeki tüm renkleri ustalıkla kullanmasından geliyor. Resme baktığınızda kendinizi Çallı ile beraber Üsküdar’da, o yıllarda dolaşır gibi hissedersiniz. Çok iyi bir teknikle yapılan resim son derece doğal ve samimi.
600 BİN YTL




SOKAK MANZARASI / NAZMİ ZİYA GÜRAN

Resimleri ve çalışma tarzı ile empresyonizmi en üst seviyede temsil eden ressamlarımızdan Nazmi Ziya’nın bu eseri başyapıtları arasında gösteriliyor. Sanatçının toplam eser sayısının 500’ü geçmediği biliniyor. Bu nedenle eserleri, sanat camiasında yoğun ilgi görüyor. Sanatçı, tipik tarzı olan değişken ışık anlayışını bu resmine de aktarmış.
560 BİN YTL





ADADA GEZİNTİYE ÇIKAN KADINLAR / İBRAHİM ÇALLI

Çallı, bu resminde Cumhuriyet’in ve kadınların değişimini bizlere aktarıyor. Tablonun enteresan yanıysa 60 yıl boyunca bir köşkte, kimse tarafından bilinmeden saklı kalması. Çok sayıda resim üreten Çallı, yapıtlarının birçoğunu çevresindeki insanlara armağan ederdi. Bu nedenle İbrahim Çallı’nın halen gün ışığına çıkmamış çok sayıda eserinin bulunduğu tahmin ediliyor.
505 BİN YTL

GÖL KENARI / HOCA ALİ RIZA

Hoca Ali Rıza, yıllarca Avrupa’yı görmeden, askeri okulda öğretmenlik yaparak öğrencileri için baskılar üreten bir ressam. Eserlerini, öğrencilerine göstermek ve onlara resim öğretmek için yapıyor. Sanatçı, geleneksel resimlerine Batılı bir tarz katıyor ve bu resmin önemi de buradan geliyor. Empresyonizmi görmemiş, Avrupa’ya gitmemiş Hoca Ali Rıza’nın bu resmindeki ışık değerleri, resim uzmanlarını da şaşırtıyor.
500 BİN YTL


KİRAZLAR / SÜLEYMAN SEYYİT BEY

Süleyman Seyyit Bey’in bu natürmortunda kurduğu kompozisyon değerleri, sanat çevrelerinin takdirini topluyor. Sanatçı, bu eserinde kirazları muhteşem bir geometrik kurguda resmetmiş. Ressamın bu tablodaki tekniği de başarılı. Eserde, çok ince bir boya tekniği kullanılmış ve ışıklı renkler tercih edilmiş. Renklerin birbiriyle kurduğu açık-koyu ilişkisi, tablonun bir diğer dikkat çekici özelliği.
487 BİN YTL















 Kaynak: Milliyet

Saturday, April 6, 2013

                         İbrahim Çallı 

                            ( d.13 Temmuz 1882, Çal, Denizli - ö. 22 Mayıs 1960 İstanbul )

1914 kuşağı sanatçıları arasında çeşitli nedenleri bağlı olarak adı en çok bilinen ve tanınan ressam İbrahim Çallı'dır. Adeta, kuşağının gözde temsilcisidir.

1882 yılında o zamanlar Izmir'e bağlı bulunan Çal kasabasında doğdu. (Çal kasabası bugün Denizli iline bağlıdır) 1906'da Şeker Ahmet Paşa'nın desteğiyle Sanayi-i Nefise'ye giren Ibrahim Çalli, 1910 yılında buradan mezun olduktan sonra Hikmet Onat ve Ruhi Arel'in de aralarında olduğu bir grupla Paris'e resim öğrenimine gönderildi. Ünlü ressam Paris'te L'Ecole des Beaux Arts'da Fernard Cormon atölyesinde eğitim gördü.
I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla yurda dönen ressam, sanatta köklü gelişmelerden yana olduğunu her firsatta belli etmiştir. Çallı, Sanayi-i Nefise'ye (şimdiki adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) hoca olarak girdikten sonra Hikmet Onat, Nazmi Ziya, Feyhaman Duran, Avni Lifij, Namik Ismail de okulda hocalık yapmaya başladılar. Çallı, iyi bir ressam olmanın yanı sıra iyi bir öğretmen olduğunu da kanıtlamıştır.
 Türk resminde, izlenimciliğin temsilcisi ve öncüsü olarak adını duyuran  Çallı, boyayı kullanmadaki rahat tutumu ve izlenimlerini lirik bir ifadeyle tuvale aktarması ile beraber hareket ettiği arkadaşları içinde farklı bir ele alışı yakalamıştır. Resimlerinde tablonun çizgisel yapısına, düzenine hiç önem vermemiştir. Renklerle oynamak resmi hemen renklendirmek, aceleci sanat kişiliğinin bir yansıması olarak bütün resimlerini etkilemiştir.

 1916 yılından itibaren "Galatasaray Sergilerine" katılan Çallı, Nü'den (Çıplak) potreye, manzara, savaş, ve mistik konulu resimlere kadar hemen hemen her tür konuyu denemiştir. Yeniliklere açık bir insan olan sanatcı, 1930'lu yıllarda öğrencileri olan Ali Çelebi ve Zeki Kocamemi'nin Alman Ekspresyonizmi etkili resimlerini incelemiş hatta onlardan etkilenmiştir de. "Mevleviler" adlı resimlerini Zeki Kocamemi ve Ali Çelebi'nin Kübist anlayışından etkilenerek yapmıştır.
  
"Natürmort", İbrahim Çallı’nın yaratı süreci içerisinde farklı bir yere sahiptir. Bu resimlerinde kullandığı ışık ve bununla belirginleşen lekesel değerler ile renk skalası yaşam derinliğine kökleri uzanan bir tutkunun varlığına işaret etmektedir. Bu eserlerinde ölü bir doğa resmetmesine karşılık, kompozisyon düzeni ve fırça vuruşlarıyla yaşama ilişkin bir dinamiği yakalamak mümkündür."

İbrahim Çallı’nın portreleri diğer resimlerine oranla biçim kaygısını daha fazla taşıdığı çalışmalarıdır. Ancak bu çalışmalar arasında da portresini yaptığı kişiye göre değişerek kullanılan resimsel dile ait ifadeyi görmek mümkündür. Örneğin: Celal Bayar’ın portresinde kişisel kimliğin yansıtılmasının dışında, giyinişi ve genel duruşuyla devlet adamı ciddiyetini yansıtacak biçimsel kuralcılık uygulanmışken, Neyzen portresinde izlenimciliğe ilişkin lekesel değerler ve fırça vuruşları daha serbest gerçekleştirilmiştir
.
 İbrahim Çallı’nın çıplak kadın resimlerinde, figür mekân ilişkisi ön plana çıkmaktadır. Her ne kadar figür ön planda olsa da mekân içerisindeki diğer unsurlarda aynı etki ile izleyicinin karşısına çıkmaktadır. Bu resimlerde yer alan kadın figürlerinde zaman zaman duygusal boyutun yansımasını vücut biçimlerinde görmek mümkündür.                       
    

“Zeybekler”e düzeltme

  
Atatürk'ün "Biz ekmek bulamıyorduk. Bu atlar nasıl böyle semirmiş" dediği Zeybekler adlı tablosu
Yeniden sergilemeye açılan Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi İbrahim Çallı Salonu’nda 1914 kuşağı sanatçılarının resimleri yer alıyor. İbrahim Çallı’nın Zeybekler tablosu'nun özel bir öyküsü bulunmaktadır. Aynı zamanda Osman Hamdi’nin asistanı da olan Çallı, Atatürk’ün isteği üzerine Etnoğrafya Müzesi’nde bir sergi açar. Bu sergide de yer alan “Zeybekler” tablosunu gören Atatürk, Çallı’ya döner ve “Biz Kurtuluş Savaşı’nda yemeye ekmek bulamıyorduk, senin resmindeki atlar nasıl semirmiş böyle?” diye sorar. Usta ressam malzemelerini alır ve tablosundaki atı bir deri bir kemik hale getirir


 Manzara" resimlerine baktığımızda panoramik doğa görüntülerinin yanı sıra şehir kesitlerini ve “balıkçılar” resminde olduğu gibi, doğa içinde günlük yaşam öykülerini bulmak mümkündür."
"Adalardan" adlı resminde olduğu gibi panoramik anlayışa sahip olmasına karşın komposizyonu oluşturan biçimlerin daha belirgin vurgulanmasını sağlamıştır. Şehir kesitlerini yansıttığı resimlerinde, belgesel niteliğinde bir yaklaşım sergilenmiştir. “Bursa Türbeleri” [4] adlı resim bu yaklaşımın önemli bir örneğini oluşturmaktadır."

     














Kaynak: http://www.restoraturk.com/restorasyon-sanat/resim-ve-heykel-restorasyonu/1037-ibrahim-callinin-hayati.html
 http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0brahim_%C3%87all%C4%B1


Wednesday, April 3, 2013

                                         MIHRAP

Sanatci: Osman Hamdi Bey
Yil: 1901
Konum : Kayip                     

Mihrap, Osman Hamdi Bey'in 1901 yılında çizdiği çok tartışma yaratmış tablosudur. Son olarak Demirbank’ın arşivlerinde kayıtlı görünen tablo, kayıptır.

Resim bir camii içini göstermektedir. Başı açık bir kadın Kuran yazısı ile çevrelenmiş olan mihraba arkasını dönmüş olarak, büyük bir rahle üzerinde dimdik oturur vaziyette resmedilmiştir. Ayaklarının çevresinde de Kuran ve Kuran sayfaları bulunur. Resmin hemen önünde yer alan buhurdandan ortama mistik bir hava veren dumanlar yayılır. Mihrabın yanında ise dev bir mum yer alır.Resimdeki kadının ressamın eşi Naile Hanım’ın gençlik hali olduğu iddia edilir . Kimine göre ise ressam, evde çalışan bir Ermeni kızı model edinmiştir.

Mihrap, yapılışından itibaren çok sayıda eleştiri ve saldırının hedefi olmuştur. Osman Hamdi’nin “oryantalist” suçlamasının gelmesinde en önemli sebebin Mihrap adlı eseri olduğu düşünülür çünkü eserde ayaklarının dibine de dini içeriklerin kitapların düzensizce atılmış olduğu bir kadını tasvir edilmektedir. Kimi yorumlara göre tablo kadının statüsünün önemini vurgular; yere atılan dini içerikli kitapların kadının özgürlüğünü engelleyen dinsel baskıları simgelemektedir.

 
Bu tablo ile ilgili olarak 100 yıldır günümüze kadar çok çeşitli tartışmalar yapıldı ve halen yapılıyor.

Osman Hamdi Bey’in bu tabloyu niye yaptığı ve ne mesajı vermek istediği tıpkı ‘Kaplumbağa Terbiyiecisi’nde olduğu gibi gizemini koruyor.
Ancak asıl gizemli olan tablonun kendisi.
Tablo kayıp.
 Yapıldığı tarihten itibaren üç kez el değiştiren Mihrab isimli tablonun kimde olduğu ise sır gibi saklanıyor. En son Mustafa Cezar'ın 'Sanatta Batı'ya açılış ve Osman Hamdi' isimli kitabında Mihrab'ın Demirbank koleksiyonunda olduğu belirtilmiş. İlk olarak babası Aret Portakal'ın sahip olduğu tablonun hikayesini anlatan ünlü müzayedeci Raffi Portakal, "Mihrap tablosu 1964'de babam tarafındanKonsolos Behçet Bey'in müzayedesine çıktı. Fakat o müzayedede satılmadı. Daha sonra tabloyu avukat Mesut Hakgülen aldı. Ondan sonra Çiğdem Simavi'nin oldu. Dört beş sene önce ismini açıklayamayacağım bir kişi tarafından 1 milyon dolara satın alındı" diyor.



Kaynaklar : http://tr.wikipedia.org/wiki/Mihrap_%28tablo%29
http://www.euractiv.com.tr/kultur-ve-sanat/interview/100-yilinda-osman-hamdi-beyin-unlu-mihrab-tablosu-kayip-010109
http://arsiv.sabah.com.tr/2004/12/14/gnd113.html
 

  KAPLUMBAGA TERBIYECISI

Sanatci: Osman Hamdi Bey

Yil:1906

Tur: tuval uzerine yagliboya

Boyutlar:222 cm × 122 cm

Pera muzesi Istanbul

Belinde sıkı bir kemerle bağlanmış kırmızı uzun bir giysi giyen sakallı bir adam, mavi çinilerle kaplı eşyasız ve bakımsız bir odada, izleyiciye arkası yarı dönük biçimde dikilmektedir. Başına, etrafına gelişigüzel bir yemeni sarılmış arakiye takmıştır. Adamın ayaklarının dibinde, yerdeki yaprakları yemekte olan kaplumbagalar vardır. Bursa`daki Yesil Camii'nin üst katındaki odanın duvarlarındaki sıvalar ve çiniler yer yer dökülmüştür. Tablonun tek ışık kaynağı adamın önündeki alçak penceredir.
Ellerini arkasında kavuşturmuş olan adam bir ney tutmaktadır. Sırtında bir nakkare asılıdır ve buna bağlı bir mızrap boynundan aşağıya sarkar. Bazılarına göre adamın sırtında asılı olan şey, eskiden dervişler ve dilenciler tarafından kullanılan, hindistan cevizinden ya da abonozdan yapılma dilenci çanağı olan keşkülüfukaradır.


Yorumlar ve ilham

 

 **Osman Hamdi Bey'in bu tablosu, özellikle ilham kaynağına dair net bilgilerin olmadığı dönemde, geri kalmış bir toplumu çağdaşlaştırmaya çalışan bir aydının yorgun hâlini anlattığı şeklinde yorumlanmıştır.Kaplumbağaların esin kaynağının, Lale Devri'ndeki Sadabad eğlenceleri sırasında, hava karardıktan sonra sırtlarına mum dikilerek serbest bırakılan kaplumbağalar olduğu öne sürülmüştür.Bu yoruma göre, Sanay-i Nefise, Asar-ı Atika Müzesi, Duyun-u Umumiye gibi birçok kurumu kurmak ve yönetmek görevini üstlenen Osman Hamdi Bey, tabloda kendini terbiyeci, kendi iş yapış biçimine uyum gösteremeyen astlarını ise yemeğe ulaşmaya çalışan kaplumbağalar olarak göstererek, onları hicvetmektedir.

**Başka yorumlara göre, düşünceli biçimde dikilen adam, sabır gerektiren zor bir iş olan kaplumbağaları terbiye etme işini, elindeki ney ve sırtındaki nakkareyi çalarak başarmayı ummaktadır.[2] Bu yoruma göre de terbiyeci Osman Hamdi Bey'in kendisidir. Terbiyecinin zorlu işi elindeki müzik aletleriyle halletmeye çalışması, Osman Hamdi Bey'in de değişime direnen bir toplumu sanat yoluyla çağdaş seviyeye getirmeye çalıştığını, bu yüzden sanat okulu ve müze açma girişiminde bulunduğunu vurgular.Terbiyecinin, kaplumbağaları eğitmekte kullanacağı neyi üfleyemeyip arkasında tutması, Osman Hamdi Bey’in neyi üfleme, yani kaplumbağalar ile temsil edilen halkı eğitme kaygısından artık vazgeçtiği, çünkü derviş sabrının bile bir sonu olduğu şeklinde de yorumlanmıştır.Ayrıca tablodaki kablumbağaların ilham kaynağının, Osman Hamdi Bey'in Paris'teyken sokaklarda dolaştıklarını gördüğü, Charles Baudelaire'in Modern Hayatın Ressamı kitabında da bahsi geçen kaplumbağalar olduğu da öne sürülmüştür.


Kaynak :http://tr.wikipedia.org/wiki/Kaplumba%C4%9Fa_Terbiyecisi

                               OSMAN HAMDI BEY

                              (d. 1842,Istanbul - ö.1910 İstanbul)


1842 yılında İstanbul'da doğdu. 1860'da hukuk öğrenimi için Paris'e gitti. Hukuk öğreniminin yanı sıra o dönemin ünlü ressamlarının atölyelerinde eğitim aldı.

1869 yılında Bağdat Yabancı İşler Müdürlüğü''ne atandı. 1871'de İstanbul'a geri dönünce sarayda çalıştı. 1881'de Müze-i Hümayun'a atandı. Bu görevi ile Türk müzeciliğinin parlak dönemleri başladı. 1883 yılında Güzel Sanatlar Akademisi Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi'ni ve İstanbul Arkeoloji Müzesi'ni kurdu ve müdürlüklerini üstlendi. 1884'te o güne kadar hiç gündeme gelmemiş olan ve çokça kayıp verilmiş olunan bir zaafı, antik eserlerin yurt dışına çıkarılmasını yasaklayan Asr-ı Atîka Nizamnâmesini çıkarttırark yürürlüğe soktu.
 Osman Hamdi Bey, Nemrut Dağı, Lagina ve Sayda'da arkeolojik kazılar gerçekleştirdi. Sayda'da yaptığı kazılarda bulduğu, arkeoloji dünyasının başyapıtlarından sayılan, aralarında İskender Lahiti'nin de bulunduğu bir takım antik eserler çıkardı. Burada bulunan eserler bugün Osman Hamdi Bey'in bulmuş olduğu birçok eser gibi, kendisinin temellerini attırdığı İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.
 Osman Hamdi Bey’in sanatında, orientalist üslupta eser veren hocalarının, özellikle  Gerome’un etkileri açıkca görülür. Gerome tam anlamıyla orientalist bir ressamdır. Osman Hamdi Bey’in resimleri üslup olarak  orientalistlere yakındır. Osman Hamdi de oriantelist bir ressam olarak kabul edilir. Fakat onu batılı oriantelistlerle bir tutamayız.
 

Batılı oriantelistler kendilerinin doğu üzerindeki baskı ve müdahalelerini haklı göstermek için, hep doğunun geri kalmışlığını, harap yapılarını, sokak satıcılarını resmetmişlerdir. Kadını bir seks sembolü olarak almışlardır. Oysa Osman Hamdi’nin resimleri farklıdır. O tablolarında batılıya ilginç gelecek sahneleri işler, doğunun özellikle de Türk sanatının güzelliklerini gözler önüne serer. Üslüp olarak yakın olduğu oriantelistlerden anlatım bakımından ayrılır.
 
EN ÜNLÜ ESERLERİ:
"Kaplumbağa Terbiyecisi", "Arzuhalci", "Kur'an Okuyan Hoca", "Silah Tüccarı", "Leylak Toplayan Kız" "Şehzadebaşı Camisi Avlusunda Kadınlar" " Feracali kadınlar" (Huzur) "Mimozalı Kadın" Ab-ı Hayat Çeşmesi” , Mihrap” gibi tablolarıdır.
Resimlerini çoğunlukla yaz aylarını geçirdiği ve en sevgiği yer olan Kocaeli ilinin Gebze ilçesindeki Eskihisar'daki evinde yapmıştır.
Osman Hamdi Bey, son çağın en seçkin siması ve gerçek anlamda uluslararası ün kazanmış bir sanatçımızdır. 1910 yılında İstanbul'da öldüğü zaman, memlekette ve dünyada Alman, Fransız ve İngiliz basınında Osman Hamdi’nin ölümü ile ilgili yazılar yer almıştır.




                                                                                                    cicek yerlestiren kiz 1881                           

 kaplumbaga terbiyecisi 1906