Showing posts with label history. Show all posts
Showing posts with label history. Show all posts

Tuesday, April 9, 2013

Francisco Goya ve Romantizm

(d. 30 Mart 1746 - ö. 16 Nisan 1828)
   Romantizm akımının önde gelen isimlerinden olan İspanyol ressam ve gravür sanatçısı. İspanyol saltanatının saray ressamı olarak çalışan Goya'nın eserlerinin yaşadığı döneme ait bilgi veren önemli belgeler olduğu düşünülür. Portreleriyle de ün kazanmış olan ressam, sanatındaki yaratıcı ve yıkıcı öğeler ve cesur resimleriyle kendisinden sonra gelen Manet, Picasso ve Francis Bacon gibi isimleri etkiledi.
  Zaragoza yakınlarında doğan Goya, ilköğrenimini bir Katolik okulunda tamamladıktan sonra, 13 yaşında tanınmış bir ressamın atölyesine girdi. 1769'da boğa güreşçileriyle birlikte iki yıl sürecek olan İtalya gezisine çıktı. Roma'da Parma Akademisi'nin düzenlediği bir resim yarışmasında ikincilik ödülü kazandı.İspanya'ya döndükten sonra krallık sarayı için halı desenleri hazırlamakla görevlendirildi. Çizdiği halı desenlerinde köylerdeki günlük yaşama ve tarlalarda çalışan insanlara yer verdi. Desenlerinin beğenilmesi üzerine saray ressamlığına atandı. O yıllarda, kral ailesinin bireylerinin, soyluların ve saray görevlilerinin portrelerini yaptı.
   Goya portresini yaptığı kişileri duygusallığa kaçmadan, toplumsal konumlarını abartmadan, dış görünüşlerinin yanı sıra, kişiliklerini de yansıtabilen bir duyarlılıkla betimledi.
 Goya, portre resimlerinden başka dinsel konulu resimler, freskler ve oymabaskı resimler de yaptı. 1804-14 yıllarında Napolyon, ordularıyla İspanya'yı işgal edince Goya savaşa duyduğu tepkiyi Savaşın Felaketleri (San Fernando Akademisi, Madrid) adlı bir dizi resimde dile getirdi. 1819'dan sonra yaşadığı evin duvarlarına yaptığı Siyah Resimlerde büyücüler, cadılar, sarhoşlar, uçan insanlar ve keçiler gibi yaratıklar yer alır. Hiç renk bulunmayan bu resimlerde, zaman da belirsizdir. 1824'te sağlık nedeniyle Bordeaux'ya giden Goya, orada sürgündeki arkadaşlarının portrelerini yaptı. Sanatçının en çok bilinen yapıtları arasında IV. Carlos ve Ailesi (Prado Müzesi, Madrid), Çıplak Maya (Prado Müzesi, Madrid), Bordeauxlu Sütçü Kız (Prado Müzesi, Madrid) sayılabilir. Goya'nın sanatı 19. yüzyıl ressamlarının birçoğunu ve 20. yüzyılda Gerçeküstücü ressamları etkilemiştir.
  Goya'nın Savaşın Felaketleri isimli serisinden bir resmi;





Çıplak Maya-La Maja Desnuda

 Çıplak Maya ya da Çıplak Maja (İspanyolca: La Maja Desnuda), İspanyol ressam Francisco de Goya'nın 1790 ile 1800 yılları arasında tamamladığı tahmin edilen tablosudur. Eser şu anda Madrid'deki Prado Müzesi'nde sergilenmektedir. Ressam bu tabloyu, İspanyol engizisyonunun çıplak kadın resimlerinin yapılmasını yasakladığı bir dönemde, İspanya başbakanı Manuel de Godoy'un isteği üzerine yaptı.Goya bu çalışmasında, üzerinde yastıklar olan yatakta uzanmış çıplak bir kadını betimledi. Bu tablo on dokuzuncu yüzyıl romantizmindeki erotik imgelemin mihenk taşlarından biri oldu.Tablo Gustave Courbet, Édouard Manet, Paul Cézanne gibi Goya'nın ardından gelen Fransız ressamları ve diğer izlenimci ressamları etkiledi. Manet, Olympia isimli tablosunu Çıplak Maya'dan esinlenerek çizdi.

Dosya:Goya Maja naga2.jpg

 Madrid'de 3 Mayıs 1808

 (İspanyolca: El tres de mayo de 1808 en Madrid, diğer adlarıyla Los fusilamientos de la montaña del Príncipe Pío,ya da Los fusilamientos del tres de mayo)Eser şu anda, Madrid'deki Prado Müzesi'nde sergilenmektedir. Goya bu çalışmayı, Fransızların 1808'de Madrid'i işgali sırasında, Napolyon'un ordularına direnen İspanyolların anısına çizdi. Bu direniş aynı zamanda Yarımada Savaşı'nın tetikleyicisiydi.spanyol ressamın, aynı boyutlardaki eş çalışması 2 Mayıs 1808 (Memlüklerin Saldırısı) de tıpkı bu tablo gibi İspanya'nın geçici hükümeti tarafından, Goya'nın önerisi ile, ressama ısmarlandı. Goya, Aragonca yazdığı bir mektupta bu tabloları yapma amacını şöyle açıkladı: ` … Avrupa'nın zorbalarına karşı giriştiğimiz şerefli ayaklanmanın en olağanüstü ve kahramanca hareketlerini fırça darbelerim ile ebedileştirmek.`

Dosya:El Tres de Mayo, by Francisco de Goya, from Prado thin black margin.jpg            

        






19. yy Sanat Akimlari *part 2*


                                     

Neoklasisizm: Antik Yunan ve Antik Roma dönemine ait tarzların yeniden canlandırılmasıyla ortaya çıkan bir akımdır. Bu akımın en önemli özelliklerinden biri önceki dönem olan Barok Sanatı’na ve aşırı süslemeciliğe duyulan tepkinin ortaya konulmasıdır.Neoklasisizm yazarlar ve kuramcilar tarafindan yaratilan ve
akademik bir dil olarak kabul gören ilk sanat üslubudur. Horacelar’in Yemini adli resimde Antik Roma’nin
üçüz kahramani Horacelar babalarinn karsisinda sehirleri için ölene kadar savasmaya and içerken gösterilmislerdir.Louis David, Horacelar’in Yemini
,1784,tuval üzerine yağlıboya, Louvre muzesi.
 Romantizm:Adini, Orta Çag romanslarindan yani Latin kökenli dillerde anlatilan öykü ve söylencelerden alan romantizm akimi Ingiltere ve Fransa basta olmak
üzere tüm Avrupa’yi etkilemistir. Akademik çevrelerin destekledigi neoklasisizmin
sogukkanliligina karsi, bireysel coskuyu ön plana çikaran bu akimin baslica özellikleri;
akildisicilik, duygusallik, heyecan, içgüdü, öznellik, sezgi ve ifade özgürlügü, yalnizlik, doga ile insanin gerilimi ya da uyumu olarak özetlenebilir.Romantik sözcügü ilk kez 18. yüzyilin ilk çeyreginde geometrik düzenli parklari yerine daha dogal, dolambaçli patikalar, kivrimli dereler, düzensiz çimenlikler ve içlerinde harabelerle kendini gösteren Ingiltere bahçe mimarligina bagli olarak kullanilmistir.

Edebiyatta Romantizm Romantizm bir edebiyat akımı olmanın ötesinde, 18.yy.sonu ile 19. yüzyıl başlarında Avrupa'da yer etmiş belli bir duyarlılığı belirtir. Fransa'da doğan bu hareket Güney Avrupa ülkelerine (İtalya ve İspanya) biraz daha geç girmiştir. Klasik edebiyat akımına tepki olarak 18. yüzyılın sonlarında doğan ve Victor Hugo'yla birlikte büyük ün kazanan Romantizm, insanın yaratma özgürlüğü önündeki her şeye karşı durur. "En iyi kural, kuralsızlıktır" diyen romantikler, insanın duygularını, düş gücünü hayata geçirmesini ve insanı düzeltmenin toplumu düzeltmekle olabileceğini savunurlar.
Resimde Romantizm Romantizm, resimde de kendini gösterdi ancak ifadesini biçimden çok düşüncede bulduğundan belirli bir üslup benimsemedi.Doganin, resim sanatinin asil konusu olmasi Alexander Cozens’in manzara resimleriyle baslamis, Paul Sandby, John Crome, Thomas Girtin’in resimleriyle devam etmifltir. John Constable ve William Turner’in yapitlarindaysa doruk noktasina ulasmistir.Romantizmin Fransa’daki en önemli temsilcileri arasinda ressamlardan Theodore Gericault ve Eugene Delacroix sayilabilir.Delacroix’ya
göre sanatta bir tek dogru degil dogrular vardir.Akademik çizim biçimlerin hapishanesidir, renk çizimden daha önemlidir ve kompozisyondaki devinim ve duygu yogunlugu için çizimden vazgeçilebilir.Dante, Shakespeare ve Lord Byron gibi romantik yazarlardan etkilenen sanatçi, resimlerinde edebi konularin yani sira tarihî ve
güncel olaylarla Bati disindaki toplumlarin yasam biçimi ve inançlarini da islemistir.



Monday, April 8, 2013

19. yy Sanat Akimlari *part 1*

                             19.YY SANAT AKIMLARI

19. yüzyil basindaki en önemli siyasal olay Fransa’da Napolyon Bonaparte’in Avrupa’yi tek bir kültür altinda birlestirerek bölgesel sinirlari degistirmesidir. Bu durum, yönetim ve yasa sistemlerinin degismesine neden olmus, yeni bir ulusçuluk ve kültürel kimlik kavramini ortaya çikarmistir. Böylece büyük kralliklardan, özgürlüklerini ayaklanarak ilan eden ulus devletlere dönüsüm baslamistir.19. yüzyil basinda makinelesme ile birlikte sanayi düzenine geçilmistir. Sanayi Devrimi olarak adlandirilan bu dönemde yeni icatlar ve kesiflerle hizla gelisen teknolojik yenilikler ortaya çikmistir.Buharli trenler ve gemiler sayesinde yolculuklar kolaylasmis, telefon ve telgrafla haberlesme hiz kazanmistir. Baski tekniklerinin gelismesi ile gazete ve dergiler ucuzlayarak yayginlasmis ve bu durumolaylarin çabucak duyuldugu, rahatça tartisildigi kültürel bir ortam  yaratmistir.Degisen dünya ticareti ve uluslararasi sergilerin katkisiyla kültürel yasamin sinirlari genislemis, yeni bir dünya kültürü olusturmustur. Sanayi Devrimi sonrasunda ucuz baskilari sayesinde büyük sanat eserleri herkes tarafindan taninmistir. Fotograf, resim sanatina rakip olmus ve özellikle portre ressamligina büyük darbe indirmistir.Sanat eletirisi gelisirken akademik sanat ve modern sanat kutuplasmalari ortaya çikmistir Paris Salonlari(Devlet Resim Sergileri) ya da Londra’daki Royal Academy Sergileri (Kraliyet Akademisi) sanat galerilerinin yayginlasmasina, daha çok sanatçinin eserler üreterek sergilere katilmasina neden
olmustur. Siparis yapitlarin azalmasi ile sanatçi ve halk arasindaki kopukluk artmis,akademilerle modern sanatçilar arasndaki uçurum büyümüstür.19. yüzyil kültür ortaminda begeniler de kosullara bagli olarak degisime ugramistir. Önceki yüzyilda sanatçilarin baslica koruyucusu ve siparis aldigi yer olan kilise ve soylularin yerini burjuvalar, ulusal devlet kurumlari ve akademiler almistir. Böylece daha önceden
belirlenmis kurallara ve sanat koruyucularinin zevkine uygun eserler üreten sanatçilar, konularinda ve üsluplarinda özgürlesmeye baslamislardir.19. yüzyil ressamlarinin konulari tarihten, mitolojiye, dinî sahnelerden, iflçi kesiminin günlük yasantisina ya da kent yasamina varincaya kadar degisen bir çesitlilik
göstermektedir. Yüzyilin ilk yarisinda makinelesmeye ve teknolojik gelismelere duyulan hayranlik, ikinci yarisinda yerini, bireysel zanaatçiliga ve el isçiligini yücelten Art and Crafts ve Art Nouveau gibi akimlara birakmistir.

19. yüzyil sanati için önceki yüzyillarda oldugu gibi bir dönem tanimlamasi yapilamaz. Bu yüzyilda dönem üsluplari yerini, etki tepki iliskisi içinde sürekli degisen akimlara birakmistir. Hiçbir ulusal ya da kronolojik sinirin olmadigi bu akimlar kisa araliklarla ya da ayni anda ortaya çikmislardir.
Arts and Crafts hareketi, sanatlar ve el sanatlari anlamina gelmektedir. 19. yüzyilin sonunda Endüstri
Devrimi’nin sanatsal karmasasina karsi Ingiltere’de ortaya çikmis bir sanat akimidir. Bu hareketin önderi William Morris, çaginin ucuz ve kötü seri üretim mallarinin niteliksizligini vurgulayarak, geçmisin el sanatlarina dönmeyi ve sanat ile  endüstriyi birlefltirmeyi amaçlamistir.
Art Nouveau (Yeni Sanat/1900 Sanati ), Köklerinin Londra merkezli Arts & Crafts Hareketi'ne dek gittiği söylenebilir. Avrupa ve Amerika’yı etkilemiştir. 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında etkili olmuş bu akım Türkiye'de Yeni Sanat ya da 1900 Sanatı olarak adlandırıldığı gibi birçok Avrupa ülkesinde de bölgesel olarak değişik adlarla anılmış, adlara uygun olarak da uygulamaların niteliklerinde değişiklikler görülmüştür.Klasisizme sırtını dönen Art Nouveau sanatçıları ilhamı öncelikle doğada aramışlardır. Bitkisel motifler, kadın figürleri, kıvrılan bükülen çizgiler akımın etkilediği her alanda kullanıldı. Bitkileri ve hayvanları düzenli kompozisyonlarda statik bir formda kullanılarak, eskilerin aksine doğanın dinamik kuvvetleri dile getirilmeye çalışılmıştır.


Akımın önemli isimlerinden biri olan Antoni Gaudi'nin Casa Batlló isimli mimari eseri.( Art Nouveau)
Sembolizm ve Art Nouveau akiminin onculerinden Gustav Klimt in The Kiss adli eseri.(1907-1908)Mekan Austrian Gallery Belvedere.
Dosya:Gustav Klimt 016.jpg



Sunday, April 7, 2013

Türk İmzası Taşıyan En Pahalı 10 Tablo

                   Türk İmzası Taşıyan En Pahalı 10 Tablo

ISTANBUL HANIMEFENDİSİ / OSMAN HAMDİ BEY

Osman Hamdi, yakın çevresini resimlemeyi tercih eden bir sanatçı. Son Osmanlı Sadrazamı İbrahim Ethem Paşa’nın oğlu olan Osman Hamdi’nin çizdiği bu resimdeki kadının da kim olduğu tam olarak bilinmemekle beraber, Osmanlı Hanedanı’ndan biri olduğu tahmin ediliyor. Bazı çevrelere göre bu kadın, Fransız modasının Osmanlı’daki yansımasını göstermek için resmedildi. İstanbul Hanımefendisi, oryantalist resmin çok başarılı bir örneği. Osman Hamdi tabloda, Batılı ressamlardan farklı şekilde, Doğu’da yetişmiş biri olarak kendi toplumuna bakıyor. Türk resim sanatında, tam boy olarak bir insanın resmedilmesinin de ilk denemelerinden biri olması, tablonun önemini artırıyor. Boya ve ışık olarak son derece dengeli bir resim.
8 MİLYON YTL

 

KAPLUMBAĞA TERBİYECİSİ / OSMAN HAMDİ BEY

Bir rivayete göre Osman Hamdi’nin burada resmettiği kişi, içinde bulunduğu yapının penceresinden dışarıda yapılan bir idamı seyrediyor. Gerçekteyse resimde görünen Kaplumbağa Terbiyecisi, bizzat Osman Hamdi’nin kendisi. Osman Hamdi, bir üslubun peşinde (Oryantalizm) koşan ilk ressamlarımızdan biriydi. Bu nedenle tüm resimleri önemli. Tablonun tekniği mükemmel olarak niteleniyor. Osman Hamdi, kaplumbağaların dizilişinden tutun pek çok detayı defalarca çizerek bu tablo için ciddi bir ön hazırlık yaptı.
5 MİLYON YTL










NARLAR VE AYVALAR / ŞEKER AHMET PAŞA

Şeker Ahmet Paşa, Paris’teki dünyaca ünlü Louvre Müzesi’ne hayattayken eseri kabul edilen ilk Türk ressamı. Bu nedenle neredeyse tüm resimleri önemli. Geometrik açıdan sepetteki ayva ve narların dizilişi ve birbirleriyle oluşturduğu kompozisyon, resmin en dikkat çekici özelliği. Narlar ve Ayvalar adlı natürmotun bir diğer özelliğiyse, ışığın ve renklerin birbiriyle oluşturduğu uyum ve resmin gerçekçi duruşu. Şeker Ahmet Paşa ile ilgili bir not daha: Osman Hamdi’nin hocası Jean Leon Gerome kendisine üstat (mon maitre) diye hitap ederdi ve Fransa Devlet Nişanı (Legion d’honneur) ile onurlandırılmıştı.
1.3 MİLYON YTL

RÜSTEM PAŞA CAMİİ / OSMAN HAMDİ BEY

Osman Hamdi, Osmanlı’daki ilk güzel sanatlar akademisini açtığı için önemli bir ressam. Resim sanatının Osmanlı’da resmi olarak başlamasını sağladı ve resimle ilgilenen sanatçılar bu dönemden sonra mesleğe kavuştu. İlk arkeoloji müzesini açan da oydu. Osman Hamdi’nin tarihsel kimliğinin önemi, resimlerini de değerli kılıyor. Osman Hamdi birçok eserinde olduğu gibi bu eserinde de yine kendisini resmetmiş. Resimde, arkada görünen kapı açık ve belli belirsiz içeriyi görüyoruz. Sanatçı burada dış mekânı ve içeriyi aynı anda okuyor. İçerinin tamamı görünmüyor çünkü sanatçı, mekânın içindeki manzarayı izleyicinin hayal gücüne bırakıyor. Osman Hamdi, bu resminde oryantalizmin kurallarını yıkmaya ve daha doğal bir ortam yaratmaya çalıştığı için tablo son derece değerli.
850 BİN YTL











HALİÇ / NACİ KALMUKOĞLU

Naci Kalmukoğlu, Rus empresyonizminin izini süren bir ressam. Eğitimini Rusya’da tamamladıktan sonra nüler ve portreler yaptı. Manzara çalışmalarının sayısıysa oldukça az. Eserin değerli olmasının bir nedeni de bu… Kalmukoğlu, manzara resimlerini bir nevi gezi notları olarak çiziyor, beğendiği yerleri kendi yorumuyla tarihe not düşüyor. Kalmukoğlu’nun bu resminde fırça vuruşları ve ışık değerlerini dağıtması çekici. Bu resim, eski Halil Bezmen koleksiyonunda bir başyapıt olarak bilinirdi.
650 BİN YTL
 

ÜSKÜDAR / İBRAHİM ÇALLI

İbrahim Çallı’nın bugüne kadar satışa sunulan en önemli eserlerinden biri. Resmin önemi, ressamın paletindeki tüm renkleri ustalıkla kullanmasından geliyor. Resme baktığınızda kendinizi Çallı ile beraber Üsküdar’da, o yıllarda dolaşır gibi hissedersiniz. Çok iyi bir teknikle yapılan resim son derece doğal ve samimi.
600 BİN YTL




SOKAK MANZARASI / NAZMİ ZİYA GÜRAN

Resimleri ve çalışma tarzı ile empresyonizmi en üst seviyede temsil eden ressamlarımızdan Nazmi Ziya’nın bu eseri başyapıtları arasında gösteriliyor. Sanatçının toplam eser sayısının 500’ü geçmediği biliniyor. Bu nedenle eserleri, sanat camiasında yoğun ilgi görüyor. Sanatçı, tipik tarzı olan değişken ışık anlayışını bu resmine de aktarmış.
560 BİN YTL





ADADA GEZİNTİYE ÇIKAN KADINLAR / İBRAHİM ÇALLI

Çallı, bu resminde Cumhuriyet’in ve kadınların değişimini bizlere aktarıyor. Tablonun enteresan yanıysa 60 yıl boyunca bir köşkte, kimse tarafından bilinmeden saklı kalması. Çok sayıda resim üreten Çallı, yapıtlarının birçoğunu çevresindeki insanlara armağan ederdi. Bu nedenle İbrahim Çallı’nın halen gün ışığına çıkmamış çok sayıda eserinin bulunduğu tahmin ediliyor.
505 BİN YTL

GÖL KENARI / HOCA ALİ RIZA

Hoca Ali Rıza, yıllarca Avrupa’yı görmeden, askeri okulda öğretmenlik yaparak öğrencileri için baskılar üreten bir ressam. Eserlerini, öğrencilerine göstermek ve onlara resim öğretmek için yapıyor. Sanatçı, geleneksel resimlerine Batılı bir tarz katıyor ve bu resmin önemi de buradan geliyor. Empresyonizmi görmemiş, Avrupa’ya gitmemiş Hoca Ali Rıza’nın bu resmindeki ışık değerleri, resim uzmanlarını da şaşırtıyor.
500 BİN YTL


KİRAZLAR / SÜLEYMAN SEYYİT BEY

Süleyman Seyyit Bey’in bu natürmortunda kurduğu kompozisyon değerleri, sanat çevrelerinin takdirini topluyor. Sanatçı, bu eserinde kirazları muhteşem bir geometrik kurguda resmetmiş. Ressamın bu tablodaki tekniği de başarılı. Eserde, çok ince bir boya tekniği kullanılmış ve ışıklı renkler tercih edilmiş. Renklerin birbiriyle kurduğu açık-koyu ilişkisi, tablonun bir diğer dikkat çekici özelliği.
487 BİN YTL















 Kaynak: Milliyet

Saturday, April 6, 2013

                         İbrahim Çallı 

                            ( d.13 Temmuz 1882, Çal, Denizli - ö. 22 Mayıs 1960 İstanbul )

1914 kuşağı sanatçıları arasında çeşitli nedenleri bağlı olarak adı en çok bilinen ve tanınan ressam İbrahim Çallı'dır. Adeta, kuşağının gözde temsilcisidir.

1882 yılında o zamanlar Izmir'e bağlı bulunan Çal kasabasında doğdu. (Çal kasabası bugün Denizli iline bağlıdır) 1906'da Şeker Ahmet Paşa'nın desteğiyle Sanayi-i Nefise'ye giren Ibrahim Çalli, 1910 yılında buradan mezun olduktan sonra Hikmet Onat ve Ruhi Arel'in de aralarında olduğu bir grupla Paris'e resim öğrenimine gönderildi. Ünlü ressam Paris'te L'Ecole des Beaux Arts'da Fernard Cormon atölyesinde eğitim gördü.
I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla yurda dönen ressam, sanatta köklü gelişmelerden yana olduğunu her firsatta belli etmiştir. Çallı, Sanayi-i Nefise'ye (şimdiki adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) hoca olarak girdikten sonra Hikmet Onat, Nazmi Ziya, Feyhaman Duran, Avni Lifij, Namik Ismail de okulda hocalık yapmaya başladılar. Çallı, iyi bir ressam olmanın yanı sıra iyi bir öğretmen olduğunu da kanıtlamıştır.
 Türk resminde, izlenimciliğin temsilcisi ve öncüsü olarak adını duyuran  Çallı, boyayı kullanmadaki rahat tutumu ve izlenimlerini lirik bir ifadeyle tuvale aktarması ile beraber hareket ettiği arkadaşları içinde farklı bir ele alışı yakalamıştır. Resimlerinde tablonun çizgisel yapısına, düzenine hiç önem vermemiştir. Renklerle oynamak resmi hemen renklendirmek, aceleci sanat kişiliğinin bir yansıması olarak bütün resimlerini etkilemiştir.

 1916 yılından itibaren "Galatasaray Sergilerine" katılan Çallı, Nü'den (Çıplak) potreye, manzara, savaş, ve mistik konulu resimlere kadar hemen hemen her tür konuyu denemiştir. Yeniliklere açık bir insan olan sanatcı, 1930'lu yıllarda öğrencileri olan Ali Çelebi ve Zeki Kocamemi'nin Alman Ekspresyonizmi etkili resimlerini incelemiş hatta onlardan etkilenmiştir de. "Mevleviler" adlı resimlerini Zeki Kocamemi ve Ali Çelebi'nin Kübist anlayışından etkilenerek yapmıştır.
  
"Natürmort", İbrahim Çallı’nın yaratı süreci içerisinde farklı bir yere sahiptir. Bu resimlerinde kullandığı ışık ve bununla belirginleşen lekesel değerler ile renk skalası yaşam derinliğine kökleri uzanan bir tutkunun varlığına işaret etmektedir. Bu eserlerinde ölü bir doğa resmetmesine karşılık, kompozisyon düzeni ve fırça vuruşlarıyla yaşama ilişkin bir dinamiği yakalamak mümkündür."

İbrahim Çallı’nın portreleri diğer resimlerine oranla biçim kaygısını daha fazla taşıdığı çalışmalarıdır. Ancak bu çalışmalar arasında da portresini yaptığı kişiye göre değişerek kullanılan resimsel dile ait ifadeyi görmek mümkündür. Örneğin: Celal Bayar’ın portresinde kişisel kimliğin yansıtılmasının dışında, giyinişi ve genel duruşuyla devlet adamı ciddiyetini yansıtacak biçimsel kuralcılık uygulanmışken, Neyzen portresinde izlenimciliğe ilişkin lekesel değerler ve fırça vuruşları daha serbest gerçekleştirilmiştir
.
 İbrahim Çallı’nın çıplak kadın resimlerinde, figür mekân ilişkisi ön plana çıkmaktadır. Her ne kadar figür ön planda olsa da mekân içerisindeki diğer unsurlarda aynı etki ile izleyicinin karşısına çıkmaktadır. Bu resimlerde yer alan kadın figürlerinde zaman zaman duygusal boyutun yansımasını vücut biçimlerinde görmek mümkündür.                       
    

“Zeybekler”e düzeltme

  
Atatürk'ün "Biz ekmek bulamıyorduk. Bu atlar nasıl böyle semirmiş" dediği Zeybekler adlı tablosu
Yeniden sergilemeye açılan Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi İbrahim Çallı Salonu’nda 1914 kuşağı sanatçılarının resimleri yer alıyor. İbrahim Çallı’nın Zeybekler tablosu'nun özel bir öyküsü bulunmaktadır. Aynı zamanda Osman Hamdi’nin asistanı da olan Çallı, Atatürk’ün isteği üzerine Etnoğrafya Müzesi’nde bir sergi açar. Bu sergide de yer alan “Zeybekler” tablosunu gören Atatürk, Çallı’ya döner ve “Biz Kurtuluş Savaşı’nda yemeye ekmek bulamıyorduk, senin resmindeki atlar nasıl semirmiş böyle?” diye sorar. Usta ressam malzemelerini alır ve tablosundaki atı bir deri bir kemik hale getirir


 Manzara" resimlerine baktığımızda panoramik doğa görüntülerinin yanı sıra şehir kesitlerini ve “balıkçılar” resminde olduğu gibi, doğa içinde günlük yaşam öykülerini bulmak mümkündür."
"Adalardan" adlı resminde olduğu gibi panoramik anlayışa sahip olmasına karşın komposizyonu oluşturan biçimlerin daha belirgin vurgulanmasını sağlamıştır. Şehir kesitlerini yansıttığı resimlerinde, belgesel niteliğinde bir yaklaşım sergilenmiştir. “Bursa Türbeleri” [4] adlı resim bu yaklaşımın önemli bir örneğini oluşturmaktadır."

     














Kaynak: http://www.restoraturk.com/restorasyon-sanat/resim-ve-heykel-restorasyonu/1037-ibrahim-callinin-hayati.html
 http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0brahim_%C3%87all%C4%B1


Wednesday, April 3, 2013

                                         MIHRAP

Sanatci: Osman Hamdi Bey
Yil: 1901
Konum : Kayip                     

Mihrap, Osman Hamdi Bey'in 1901 yılında çizdiği çok tartışma yaratmış tablosudur. Son olarak Demirbank’ın arşivlerinde kayıtlı görünen tablo, kayıptır.

Resim bir camii içini göstermektedir. Başı açık bir kadın Kuran yazısı ile çevrelenmiş olan mihraba arkasını dönmüş olarak, büyük bir rahle üzerinde dimdik oturur vaziyette resmedilmiştir. Ayaklarının çevresinde de Kuran ve Kuran sayfaları bulunur. Resmin hemen önünde yer alan buhurdandan ortama mistik bir hava veren dumanlar yayılır. Mihrabın yanında ise dev bir mum yer alır.Resimdeki kadının ressamın eşi Naile Hanım’ın gençlik hali olduğu iddia edilir . Kimine göre ise ressam, evde çalışan bir Ermeni kızı model edinmiştir.

Mihrap, yapılışından itibaren çok sayıda eleştiri ve saldırının hedefi olmuştur. Osman Hamdi’nin “oryantalist” suçlamasının gelmesinde en önemli sebebin Mihrap adlı eseri olduğu düşünülür çünkü eserde ayaklarının dibine de dini içeriklerin kitapların düzensizce atılmış olduğu bir kadını tasvir edilmektedir. Kimi yorumlara göre tablo kadının statüsünün önemini vurgular; yere atılan dini içerikli kitapların kadının özgürlüğünü engelleyen dinsel baskıları simgelemektedir.

 
Bu tablo ile ilgili olarak 100 yıldır günümüze kadar çok çeşitli tartışmalar yapıldı ve halen yapılıyor.

Osman Hamdi Bey’in bu tabloyu niye yaptığı ve ne mesajı vermek istediği tıpkı ‘Kaplumbağa Terbiyiecisi’nde olduğu gibi gizemini koruyor.
Ancak asıl gizemli olan tablonun kendisi.
Tablo kayıp.
 Yapıldığı tarihten itibaren üç kez el değiştiren Mihrab isimli tablonun kimde olduğu ise sır gibi saklanıyor. En son Mustafa Cezar'ın 'Sanatta Batı'ya açılış ve Osman Hamdi' isimli kitabında Mihrab'ın Demirbank koleksiyonunda olduğu belirtilmiş. İlk olarak babası Aret Portakal'ın sahip olduğu tablonun hikayesini anlatan ünlü müzayedeci Raffi Portakal, "Mihrap tablosu 1964'de babam tarafındanKonsolos Behçet Bey'in müzayedesine çıktı. Fakat o müzayedede satılmadı. Daha sonra tabloyu avukat Mesut Hakgülen aldı. Ondan sonra Çiğdem Simavi'nin oldu. Dört beş sene önce ismini açıklayamayacağım bir kişi tarafından 1 milyon dolara satın alındı" diyor.



Kaynaklar : http://tr.wikipedia.org/wiki/Mihrap_%28tablo%29
http://www.euractiv.com.tr/kultur-ve-sanat/interview/100-yilinda-osman-hamdi-beyin-unlu-mihrab-tablosu-kayip-010109
http://arsiv.sabah.com.tr/2004/12/14/gnd113.html

                               OSMAN HAMDI BEY

                              (d. 1842,Istanbul - ö.1910 İstanbul)


1842 yılında İstanbul'da doğdu. 1860'da hukuk öğrenimi için Paris'e gitti. Hukuk öğreniminin yanı sıra o dönemin ünlü ressamlarının atölyelerinde eğitim aldı.

1869 yılında Bağdat Yabancı İşler Müdürlüğü''ne atandı. 1871'de İstanbul'a geri dönünce sarayda çalıştı. 1881'de Müze-i Hümayun'a atandı. Bu görevi ile Türk müzeciliğinin parlak dönemleri başladı. 1883 yılında Güzel Sanatlar Akademisi Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi'ni ve İstanbul Arkeoloji Müzesi'ni kurdu ve müdürlüklerini üstlendi. 1884'te o güne kadar hiç gündeme gelmemiş olan ve çokça kayıp verilmiş olunan bir zaafı, antik eserlerin yurt dışına çıkarılmasını yasaklayan Asr-ı Atîka Nizamnâmesini çıkarttırark yürürlüğe soktu.
 Osman Hamdi Bey, Nemrut Dağı, Lagina ve Sayda'da arkeolojik kazılar gerçekleştirdi. Sayda'da yaptığı kazılarda bulduğu, arkeoloji dünyasının başyapıtlarından sayılan, aralarında İskender Lahiti'nin de bulunduğu bir takım antik eserler çıkardı. Burada bulunan eserler bugün Osman Hamdi Bey'in bulmuş olduğu birçok eser gibi, kendisinin temellerini attırdığı İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.
 Osman Hamdi Bey’in sanatında, orientalist üslupta eser veren hocalarının, özellikle  Gerome’un etkileri açıkca görülür. Gerome tam anlamıyla orientalist bir ressamdır. Osman Hamdi Bey’in resimleri üslup olarak  orientalistlere yakındır. Osman Hamdi de oriantelist bir ressam olarak kabul edilir. Fakat onu batılı oriantelistlerle bir tutamayız.
 

Batılı oriantelistler kendilerinin doğu üzerindeki baskı ve müdahalelerini haklı göstermek için, hep doğunun geri kalmışlığını, harap yapılarını, sokak satıcılarını resmetmişlerdir. Kadını bir seks sembolü olarak almışlardır. Oysa Osman Hamdi’nin resimleri farklıdır. O tablolarında batılıya ilginç gelecek sahneleri işler, doğunun özellikle de Türk sanatının güzelliklerini gözler önüne serer. Üslüp olarak yakın olduğu oriantelistlerden anlatım bakımından ayrılır.
 
EN ÜNLÜ ESERLERİ:
"Kaplumbağa Terbiyecisi", "Arzuhalci", "Kur'an Okuyan Hoca", "Silah Tüccarı", "Leylak Toplayan Kız" "Şehzadebaşı Camisi Avlusunda Kadınlar" " Feracali kadınlar" (Huzur) "Mimozalı Kadın" Ab-ı Hayat Çeşmesi” , Mihrap” gibi tablolarıdır.
Resimlerini çoğunlukla yaz aylarını geçirdiği ve en sevgiği yer olan Kocaeli ilinin Gebze ilçesindeki Eskihisar'daki evinde yapmıştır.
Osman Hamdi Bey, son çağın en seçkin siması ve gerçek anlamda uluslararası ün kazanmış bir sanatçımızdır. 1910 yılında İstanbul'da öldüğü zaman, memlekette ve dünyada Alman, Fransız ve İngiliz basınında Osman Hamdi’nin ölümü ile ilgili yazılar yer almıştır.




                                                                                                    cicek yerlestiren kiz 1881                           

 kaplumbaga terbiyecisi 1906

Tuesday, April 2, 2013

                            MISIR HEYKEL SANATI
 Misir heykellerinde
sert tafllar, granit ve porfir
kullanilmistir, ender olarak ahsaptan
da heykeller yapilmistir. Firavun ve çevresine ait heykellerde
belirli kurallara bagli kalinmis, halk sanati olarak adlandirilan heykellerde daha
serbest bir üslup denenmistir.Heykel yasayan figürün ölümden
sonra canli bedenini temsil
edeceginden, heykeli yapilan kisinin gorunusune uyulmaya
calisilmistir.
Heykeller,
cogunlukla ayakta, frontal (tam
karsidan, cepheden) duruslu,
kollar asagi sarkik, eller bir rulo
tutuluyormus gibi yumruk yapilmis olarak yontulmustur. Ayakta duran figürlerde
hareketsizligi kirmak için cogunlukla sol ayaklar bir adim araliginda öndedir.Diz ve dirsekler vurgulanmistir. Oturan figürlerde iki bacak birlestirilmis, eller diz
üstünde ya da gögüs hizasinda, avuç içleri hafif ortasi bos yumruk biçiminde ve baslar ileri bakar sekilde dik olarak
düzenlenmistir.

         

Misir kültür ve sanatina etki eden en önemli unsur
inanç ve ölüm kültüdür. Ölümden sonra yasamin
n devam edecegi fikri Misir yasam ve sanati
ni belirlemistir. Misir uygarliginda, anitsal yapi
insaasinda cografyanin zenginliginden faydalanilmis, matematik, geometri ve astronomi alaninda
çalislmalar yapilarak ölümden sonra yasam inanci
nin biçimlendirdigi anitsal piramit ve tapinaklar
insa edilmistir. Piramitlerin içlerine firavunun
ve yakinlarinin bir sonraki yasamlarinda kendilerine
kolaylik ve yardim saglasin diye kullandiklari
esyalar konulmus, resim ve heykeller yerlestirilmistir.
Misir resim ve heykelleri seyredilmek
için yapilmadigindan Misirli sanatçilar kendilerinden
beklenileni yapmakla görevliydiler. Erkek
tenleri kadinlara göre daha koyu renkte boyani
yor, el ve ayaklar resim ve heykellerde belirli durus ve pozisyonlarda gösteriliyordu. Firavunlar
genellikle resmin merkezine yerlestirilmis ve büyük
çizilmistir.
.
              TURKIYE ` den HEYKEL ORNEKLERI


BARBAROS ANITI / HADİ BARA VE ZÜHTÜ MÜRİDOĞLU

Beşiktaş’taki Barbaros Türbesi’nin olduğu alandaki anıt Barbaros Hayrettin Paşa’nın anısına 1941-1943 arasında yapıldı. 1944’de şimdiki yerini aldı. Güzel Sanatlar Akademisi öğretim üyelerinden heykeltıraş Hadi Bara ile Zühtü Müridoğlu’nun imzasını taşıyor. Bronz işleri Yusuf Akpınar ile Ali Haydar Seymen’e ait. Tümü 11.500 metre olan anıtın, bronz kısmı 6 ton 900 kilo ağırlığında. Yapıt birkaç basamaklı mermer bir platform üzerinde, on metrelik kademeli kaide üzerine üç bronz figürden oluşuyor. Kaidenin ön kısmı gemi pruvası ve güvertesini simgeleyecek biçimde iki buçuk metre yüksekliğinde bir platform. Burada Barbaros, normal bir insan boyundan üçte bir daha büyük ölçüde iki levendin ortasında duruyor. Barbaros ve leventlerin kıyafetleri Topkapı Sarayı’ndaki örnekler incelenerek yapılmış. Heykelin deniz tarafındaki taş kaidesinde Barbaros’u Kanuni Sultan Süleyman huzurunda gösteren alçak bir kabartmaya da yer verilmiş. Arka bölümünde de Yahya Kemal’in "Süleymaniye’de Bayram Sabahı" isimli şiirinden dizeler var.
İSTANBUL

AKDENİZ HEYKELİ / İLHAN KOMAN

Ünlü heykeltıraş İlhan Koman’ın Türkiye’deki en bilinen eserlerinden biri olan Akdeniz Heykeli, şehrin tanınmış sembollerinden biri. Heykel, Halk Sigorta’nın (şimdiki adıyla Yapı Kredi Sigorta) isteği üzerine yapıldı ve 1980’de şirketin Zincirlikuyu’daki genel müdürlük binasının önüne yerleştirildi. Dört ton ağırlığında, 12 milimetre kalınlığında ve 112 metal levhanın yan yana getirilmesiyle oluşturulan bir kadın figürü. 1981’de Sedat Simavi Vakfı Görsel Sanatlar Ödülü’nü kazandı. Uzun süre Zincirlikuyu’daki genel müdürlük binası önünde durdu ve önünden gelip geçen otomobillerdeki insanlar onu uzaktan seyretti. Ardından Galatasaray’da daha çok kişiyle buluşma fırsatı yakaladı. Şimdi de Levent’teki Yapı Kredi Binası’nın önünde duruyor.
İSTANBUL
GÜVEN ANITI / HOLZMEISTER, THORAK, HANAK
Bronzu Viyana, Taşı Ankara’dan.
Güven Anıtı, Kızılay’da Güven Park’ın içinde yer alıyor. Projesini 1931’de Avusturyalı mimar Clemens Holzmeister tasarladı. Avusturyalı heykeltraş Anton Hanak ve öğrencisi Josef Thorak inşa etti. Anıt, 1936’da tamamlandı. Kızılay’a bakan cephesinin önünde, 5 metre yüksekliğinde biri genç diğeri yaşlı iki güçlü erkek figürü bulunuyor. Bu figürler, ellerinde tuttukları tüfeklerle bazılarına göre eski ve yeni Türkiye’yi, bazılarına göre yurt savunmasını, bazılarına göre de Cumhuriyet’in güvenliği için ordunun yanı sıra görev yaptığı düşünülen polis ve jandarmayı simgeliyor. Kaidede pirinç harflerle "Türk, öğün, çalış, güven" yazıyor. Bronz figürler Viyana yakınındaki Erdberg dökümhanesinde dökülmüş. Anıtın Bakanlıklar’a bakan cephesinde ise iki erkek kabartması var. Bunlar çağdaş Türk insanını ve ulusal birliği simgeliyor. Anıtın kaidesinde, Kurtuluş Savaşı’nı, yeni Cumhuriyeti betimleyen rölyefler bulunuyor. Rölyeflerin tümü Ankara taşından yontulmuş.
ANKARA

GÜZEL İSTANBUL / GÜRDAL DUYAR
Müstehcen diye kaldırıldı..1973 yılında, Cumhuriyet’in 50. yılını kutlamak için 20 sanatçıya İstanbul’un çeşitli yerlerine konulmak üzere 20 heykel ısmarlandı. Bunlardan biri de Gürdal Duyar’ın yaptığı "Güzel İstanbul" heykeliydi. Heykel 1974’te Karaköy Meydanı’na konuldu. Duyar, eserinde İstanbul’u hafifçe geriye doğru uzanmış, başı arkaya atılmış çıplak bir kadın figürüyle tanımladı. Fakat heykelin macerası yeni başlıyordu. Eser CHP-MSP koalisyonun iş başında olduğu dönemde tartışma konusu haline geldi. Sonunda "müstehcen" bulunduğu iddasıyla bir gece yarısı söküldü ve sonrasında belediye şantiyelerinden birinde ortaya çıktı. Ardından da Yıldız Parkı’nın kıyıda köşede bir yerine dikildi. Halen de parkın gözlerden ırak, kuytu bir alanında. Heykelin üzerinde tanıtıcı bir yazı olmaması da dikkat çekiyor.
İSTANBUL
50. YIL ANITI / ŞADİ ÇALIK
Dinamizmi simgeleyen borular..İstanbul Beyoğlu’nda Galatasaray Lisesi ile Yapı Kredi Bankası arasındaki alanda bulunan anıt, Cumhuriyet’in 50. Yıl Anıtı adını taşıyor ve neredeyse bütün İstanbullular tarafından biliniyor. Eserleri arasında, ODTÜ’de yer alan Atatürk anıtı, İstanbul Ticaret Odası için yaptığı bakır ve taş rölyefler, İzmir Kültür Park’taki heykelleriyle bilinen heykeltıraş Profesör Sadi Çalık tarafından 1973’te yapıldı. Malzeme olarak paslanmaz çelik kullanıldı. Üç büyük boruyla oluşturuldu. Bu silindirik boruların Cumhuriyet’in dinamizmi ve aydınlanmasını simgelediği biliniyor.
İSTANBUL
AÇIK SÜTUN / AYŞE ERKMEN
Yangında hasar gördü.1994’de belediyenin düzenlediği bir yarışma sonucu, İstanbul’un çeşitli semtlerinde değişik sanatçılara 20’ye yakın heykel sipariş edildi. Sanatçı Ayşe Erkmen’in yaptığı eser de bunlardan biriydi. Tünel’in karşısındaki bacanın formu ve boyutundan esinlenmişti. 2006 yılında "Yaya Sergileri 2" düzenlenirken, Erkmen’in Tünel Meydanı’ndaki kalıcı heykeli daha çok dikkat çeksin diye straforla kaplandı. Fakat vandalizm kurbanı oldu, ateşe verildi. Sadece straforlar değil, Açık Sütun da zarar gördü. Sonra, yanan heykelden parçalar da kullanılarak kısmi olarak onarıldı.
İSTANBUL
KUŞLAR / KUZGUN ACAR
İMÇ’nin yıpranmış simgesi...İstanbul Unkapanı İMÇ’de (İstanbul Manifaturacılar Çarşısı) bulunan Kuşlar heykeli, Kuzgun Acar’ın 1966 yılında yaptığı bir eser. Demir, çivi, tel ve ahşap gibi malzemeler kullanarak gerçekleştirdiği yapıtlarıyla tanınan ünlü heykeltıraş bu eserinde de demir malzeme kullanmış. Kuşlar, aynı zamanda İMÇ’nin amblemi konumunda. Özellikle formuyla dikkat çekiyor.
Günümüzde çok yıpranmış bir halde görülebiliyor.
İSTANBUL
KİBELE ÇEŞMESİ / MEHMET AKSOY
Anadolu’nun ana tanrıçası...Türkiye İş Bankası’na ait 4. Levent’teki İş Kuleleri’nde bulunan Anadolu’nun Ana Tanrıçası Kibele heykeli, ünlü heykeltıraş Mehmet Aksoy’un imzasını taşıyor. Ana tanrıça figüründen etkilenerek yaratılan mermer eser bir yılda tamamlandı. Heykel yaklaşık 30 ton beyaz ve gri Afyon mermeri kullanılarak oluşturuldu ve sanatçının Beykoz’daki atölyesinde hazırlandı. 17 ton ağırlığındaki eser 4.80 metre yüksekliğinde ve altı parçadan oluşuyor. Beyaz mermer, gelinleri ve saflığı yansıtıyor. Kibele’nin başındaki taçta ayın halleri yer alıyor. İçinden akan çeşmesi ve emzirdiği çocuklarla, evrensel bereket ve cömertliği simgeliyor.
İSTANBUL
TAKSİM CUMHURİYET ANITI / PIETRO CANONICA
İstanbul’un tören heykeli..İstanbul’daki törenlerin merkezi olan Taksim Meydanı’ndaki Cumhuriyet Anıtı, 1925’te İstanbul milletvekili Hakkı Şinasi Paşa başkanlığındaki bir komisyonun İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica’ya verdiği siparişle yapıldı ve 1928’de açıldı. Çevre düzeni mimar Guilio Mongeri tarafından hazırlandı. Malzemesi taş ve bronz. Bir meydan çeşmesi gibi tasarlanan anıtın iki yüzündeki bronz figürler, geleneksel mimariden esinlenmiş. 11 metre yükseklikteki anıtın kaidesinde pembe Trentino ve yeşil Suza bölgesi mermerleri kullanıldı. Anıtın bir yüzü Kurtuluş Savaşı’nı, diğer yüzü Cumhuriyet Türkiyesi’ni simgeliyor. Kuzey yüzünde Mustafa Kemal askerlerinin önünde görülüyor, diğer yüzünde sivil giysileriyle yanında İsmet İnönü, Fevzi Çakmak, askerler ve halkla birlikte tasvir edilmiş. Anıtın yan yüzlerinde birer asker heykeli, üstlerindeki madalyonlarda iki kadın portresi var.
İSTANBUL
MAÇKA PARKI MERMER HEYKELİ / RAHMİ AKSUNGUR
Üstüne oturanlar parçaladı

Mimar Sinan Üniversitesi profesörü Rahmi Aksungur’un İstanbul Maçka’daki Demokrasi Parkı’nın içinde bulunan mermer heykeli 1993 yılında tamamlanmış. İsmi, Seçkin Misafirler. Heykelin malzemesi mermer. Heykelin bir bölümü, insanların üzerinde oturup dinlenebileceği şekilde yapılmıştı. Heykeltıraş, eserinin parkta dolaşan insanlarla bütünleşmesini istiyordu. Ama ne yazık ki, heykel parktaki vandalizme kurban oldu, birçok parçası kırıldı. Hatta "heykel o kadar halkla bütünleşti ki, sonunda ortadan yok oldu" gibi espriler bile yapıldı. Şu anda ne yazık ki parkta tanınmayacak halde duruyor.
İSTANBUL

                 Bamyan Buda heykelleri


Bamiyan Budaları (tandis-ha-ye buda dar bamiyaan) olarak bilinen, Orta Afganistan'da, Kabil'in 230 km kuzey batısında, Bamyan vadisinde bulunan sarp kayalıklara oyularak yapılmış devasa iki adet heykeldir. 2.500 metre yüksekliğindeki, Hint-Yunan stilindeki heykellerin inşaası 6. yüzyılda tamamlanmıştır. Heykeller Taliban tarafından put oldukları ve putperestliğe ait oldukları gerekçesiyle 2001 yılında dinamitlenerek yok edilmişlerdir.

bbc news : http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2004/03/040312_bamiyanbudhas.shtml

Asagida solda gordugunuz resim 1976 yilinda cekilmis ve sagda gordugunuz resim ise yok edilen Buda heykelinin bos kalmis nisi (2005)

Dosya:Bouddhas de Bâmiyân - Aout 2005.jpg Dosya:Afghanistan Statua di Budda 1.jpg