Showing posts with label art izlenimcilik. Show all posts
Showing posts with label art izlenimcilik. Show all posts

Wednesday, April 24, 2013

Te tamari no atua (God's Child)- PAUL GAUGUIN



Where Do We Come From? What Are We? Where Are We Going?

 
Where Do We Come From? What Are We? Where Are We Going?

1897, Boston Museum of Fine Arts, Boston, MA, USA 
"Nereden geliyoruz? Neyiz? Nereye gidiyoruz?" başlıklı bu yapıt Fransız Empresyonist ressam Paul Gauguin'in (1848-1903) belki de en büyük şaheseridir. Tahiti'deyken, 1897-98 tarihlerinde yaptığı bu resim Gauguin'in hayatın anlamıyla ilgili sorgulamalarını yansıtmaktadır. Gauguin, kendi ülkesi Fransa'dakinden daha az yozlaşmış bir toplum arayışı içerisinde 1891 yılında Tahiti'ye yerleşmiştir. Bu yeni ülkesinden esinlenerek yaptığı bir dizi içgözlemsel resimlerden biri olan bu parça Gauguin'e göre kendisinin şaheseri ve fikirlerinin özetidir.
Resimde hepsi Tahitili olan çeşitli figürler resmin geniş yüzeyine dağılmıştır. Resmin ortasında genç bir adam ağaçtan elma toplamaktadır. Sağındaki kadın mı yoksa erkek mi olduğu belli olmayan çıplak bir kişi kendi koltukaltına doğru bakmaktadır. Arkaplanda ise üstllerinde giysi olan iki kadın yanyana yürümektedir.
Resmin sağında üç kadın bir bebeğin etrafında oturmakta ve bir köpek resimden içeriye doğru bakmaktadır.
Elma toplayan genç adamın solunda iki kedi yavrusu birbiriyle oynarken, hemen yanıbaşlarında giyinik bir küçük kız elma yemektedir. Arkasında ise bir keçi uzanmış yatmaktadır. Uzakta, geri planda dinsel nitelikte mavi bir heykel vardır. Onun hemen sağında ise tek başına duran giyinik bir kadın ayakta durmaktadır.
Resmin en solunda ise ellerini başına koymuş koyu tenli çıplak bir kadın oturmakta, hemen yanıbaşında ise yarıçıplak gelişkin bir kadın oturmaktadır. İkisinin hemen solunda ise beyaz bir kuş durmaktadır.
Bu resim, sağ üst köşede yazan başlıktan yola çıkılarak sağdan sola doğru bir metin olarak görülebilir. Bu anlamda, resimde yer alan çeşitli figürler insan varoluşuna ilişkin soruları temsil etmektedirler. Resme bu şekilde bakıldığında, sağ köşedeki bebek yeni başlayan yaşamı imler. Cinsiyeti belli olmayıp sırtı resme bakan kişiye dönük oturan ve görünüşe göre koltuk altını inceliyor görünen figür, bireyin kendi cinsiyetinin farkına varışının başlaması olarak anlaşılabilir. Elma toplayan erkek ve solundaki elma yiyen kız Adem ve Havva öyküsünü ve bilgi arayışını yeniden sahnelemektedir.
En soldaki yaşlı kadın ölümün eşiğindedir ve en sağdaki bebekle paralellik içerisinde çıplaktır. Resim incelendiğinde, resmin başlığını oluşturan "Nereden geliyoruz? Neyiz? Nereye gidiyoruz?" soruları resme bakan kişiyi yaşamın anlamı üzerine düşünmeye davet etmektedir. 




Kaynak: http://solakkedi.com/resim%20okumalari/012.html

Paul Gauguin ve Post -Empresyonizm

Eugène Henri Paul Gauguin 
(d. 7 Haziran 1848, Paris– 9 Mayıs 1903)
Eugène Henri Paul Gauguin, 7 Haziran 1848, Paris’te doğan, Post-Empresyonist bir ressamdır. 1851’de ailesiyle birlikte Peru’ya yerleşir. Babası yolculukları esnasında ölür, Lima, Peru’da annesi ve kızkardeşi ve amcasının ailesiyle birlikte 4 yıl yaşayan Paul ve ailesi 1855’te Paris’e döner. 17 yaşında pilot asistanlığı yapan Paul sonrasında bir süre donanmada çalışır. 1871’de Gauguin, Paris’e dönerek borsacılık yapmaya başlar. 1873’te Mette Sophie Gad adlı Danimarkalı bir bayanla evlenen Gauguin’in sonraları 5 çocuğu olur. Gauguin çocukluğundan itibaren sanata meraklıdır. Boş zamanlarında resim yapar. Gauguin, Camille Pissarro ile arkadaşlık kurar. Sanatında ilerlemeye başlayınca bir stüdyo kiralar, 1881-1882 yılları arasında düzenlenen Empresyonist sergilerde eserleri sergilenir. Bir süre yazları Pissarro ve Paul Cézanne ile resim yapar. 1884’e geldiğimizde Gauguin ailesi ile Kopenhag’a taşınır. Burada iş alanındaki yaşadığı başarısızlıklar onu tüm zamanında resim yapmaya yöneltir ve ailesini burada bırakarak büyük oğlu ile birlikte Paris’e geri döner. Bu dönemde Vincent Van Gogh, Gauguin’i Arles’e çağırır ve burada 9 haftayı resim yaparak birlikte geçirirler. Ancak sonrasında yalnız kalmanın etkisiyle depresyona girer ve intihara kalkışır.
Empresyonizm Gauguin’e istediklerini veremez olmuştur bundan dolayı Afrika ve Asya sanatı kendisine daha mistik ve çekici gelir özellikle de Japon kültürü. Folklorik sanat ve Japon sanatının etkisi altına girer.
1891 yılında Gauguin mali açıdan kötü durumdadır. Üstelik bir ressam olarak çok da tanınmamaktadır. ‘Taze balık ve meyve’ için tropik bir adada yaşamak amacıyla birkaç teşebbüsü olmuş bu da oldukça primitif bir tarzda resim yapmasına sebep olmuştur. Kısa bir süre Panama Kanalı, Tahiti’de yaşamıştır ve Tahiti’de yaşarken ‘Fatata te Miti (By the Sea)’, ‘la Orana Maria’ (Ave Maria) adlı tablolarını yapmıştır. Ayrıca; Gauguin'in, Tahiti’de geçirdiği günlerini, Tahitililerin yaşam şekli ve inançlarını anlattığı, Noa Noa: The Tahiti Journal Of Paul Gauguin adlı bir kitabı vardır. D'où venons-nous ? Que sommes-nous ? Où allons-nous ? "Nereden geliyoruz? Neyiz? Nereye gidiyoruz?" sorusu evrimi anlatan güzel bir sözüdür.
1897’de Punaauia’ya taşınarak burada da en önemli eseri olan ‘Where Do We Come From’ adlı tablosunu yapar. Hayatının geri kalanını Markiz Adaları'nda geçirmiştir. Bu dönemde Avant et Aprés (Before and After) adlı anıları, sanat eserleri hakkında yorumlarından oluşan bir kitap yazmıştır
1903 yılında kilise ve hükümetle ile yaşadığı bir problem sebebiyle 3 ay hapse mahkûm olmuş, ancak hapse giremeden hastalanarak 54 yaşında ölmüştür. Paul Gauguin’in çalışmalarına olan rağbet ölümünün hemen ardından sonra olur. Çalışmalarının bir çoğu Rus koleksiyoncu Sergei Shchukin tarafından toplanır. Koleksiyonun bir kısmı Pushkin Müzesi’nde sergilenmektedir. Gauguin’in eserleri nadiren satılığa çıkarılmakta ve fiyatları 39,2 milyon dolara kadar ulaşmaktadır. Gauguin diğer bir çok ressamı özellikle de Arthur Frank Mathews’u etkilemiştir. Tahiti’de bulunan Japon tarzındaki Gauguin Müzesi bazı fotoğrafları, belgeleri ve bazı tablolarını içermektedir.
 Les Parau Parau (Sohbet), 1891

 

 Vahine no te tiare (Çiçekli Kadın), 1891


 
Nafea Faa ipoipo? (Ne Zaman Evleneceksin?), 1892



 Fatata te Miti (Deniz Kıyısında), 1892

 

 Tahiti'de Pastoral Hayat, 1893

 























 Mahana no Atua (Tanrının Günü), 1894


 
 Vairumati, 1896
 


Monday, April 22, 2013

Vincent van Gogh ve Post-Empresyonizm


 

Vincent Willem van Gogh 30 Mart 1853 –  29 Temmuz 1890, Hollandalı ard izlenimci ressam. Bazı resim ve eskizleri, dünyanın en tanınmış ve en pahalı eserleri arasında yer alır.
Van Gogh, gençliğini bir sanat simsarlığı firmasında çalışarak geçirmiş, kısa süren bir öğretmenlik deneyiminden sonra da Belçika'da fakir bir madenci kasabasında misyoner olmuştur. Resim kariyerine 1880'den sonra başlamıştır. Başlangıçta koyu ve kasvetli renklerle çalışan Van Gogh, Paris'te tanıştığı izlenimcilik ve yeni izlenimcilik akımlarının etkisiyle canlı renklere geçmiş; Güney Fransa'da geçirdiği süre zarfında da bugün yaygın olarak tanınan kendine özgü resim tarzını geliştirmiştir

 Van Gogh, ömrünün son on yılı boyunca yaklaşık 900 suluboya/yağlıboya resim ve 1100 karakalem çalışma üretmiş, en meşhur eserlerini ise ömrünün son iki yılında yapmıştır. 1888'de ressam Paul Gauguin ile arkadaşlığının bozulması üzerine sol kulağının bir kısmını kesmiş, giderek kötüleşen ruhsal hastalığı sonucunda kendini göğsünden vurarak intihar etmiştir. Kimi sanat tarihçileri Gauguin ile yaptıkları hareretli bir tartışma sonucu Gauguin'in isteyerek ya da kendini gard amaçlı olarak Van Gogh'un kulağını kestiğini de iddia ederler.

  
Van Gogh, resim kariyeri boyunca kardeşi Theo'dan aldığı maddi destek sayesinde ayakta durabilmiştir. İki kardeşin arkadaşlığı, 1872'den itibaren birbirlerine yazdıkları mektuplarla belgelenmiştir.
20. yüzyıl sanatını ciddi şekilde etkilemiş olan Van Gogh, fovistlerin ilham kaynaklarından biridir ve Empresyonizmin öncülerinden kabul edilir.


Van Gogh'u özellikle hayatının son iki yılında ciddi şekilde etkilemiş olan akıl hastalığı için bugüne kadar 30'dan fazla teşhis veya olası sebep ileri sürülmüştür.Bunlardan bazıları, şizofreni, bipolar bozukluk (eski adıyla manik depresyon), frengi, boya zehirlenmesi (soluma veya yutma yoluyla), Ménière hastalığı ve güneş çarpmasıdır. Kötü beslenme, aşırı çalışma, uykusuzluk ve alkol düşkünlüğü, muhtemelen hastalığın etkilerini artırmıştır.
Van Gogh'un özellikle son dönem eserlerinde açıkça görülen sarı renk düşkünlüğünün de tıbbi bir bozukluktan kaynaklandığını ileri sürenler olmuştur.Bu konudaki teorilerden birine göre, Van Gogh'un bolca içtiği absintte bulunan tuyon adlı madde, zaman içinde Van Gogh'un görüşünü bozarak nesneleri sarımtrak renkte görmesine sebep olmuş, bu da ressamın eserlerine yansımıştır. Bir başka teoriye göre, Van Gogh'a hastalığının tedavisi için yüksek dozlarda yüksük otu verilmiştir, ve yüksük otunun sarımtrak görüşe veya sarı lekeler görmeye sebep olduğu bilinmektedir.
  
27 Temmuz 1890'da resim malzemelerini alıp bir tarlaya yürüyen Van Gogh, kendisini tabancayla göğsünden vurdu. Sendeleyerek kaldığı otele döndü ve yatağına uzandı. Kanamayı farkeden otel sahibi, kasaba doktoru Mazery'yi ve Van Gogh'un doktoru Gachet'yi çağırdı. Doktorlar, mermiyi çıkarmanın çok riskli olacağına kanaat getirip Theo'ya hemen gelmesi için haber yolladılar. Vincent Van Gogh, 29 Temmuz 1890 sabahı 1:30 sularında, kardeşi Theo'nun kollarında öldü, ve Auvers-sur-Oise'a gömüldü.


Starry Night-tuval üzerine yağlıboya-(1853–1890)-Museum of Modern Art ( NYC)

 Dosya:Van Gogh - Starry Night - Google Art Project.jpg


Hollandalı ressam Vincent van Gogh'un en güzel ve en ünlü tablolarından biri olan "Yıldızlı Gece" onun artan deliliğiyle ilişkilendirilir. Halbuki bu tablo gerçekte van Gogh'un astronomik araştırmalara yönelik ilgisinin bir sonucudur. Bu tabloda hem gerçek hem de fantastik unsurlar vardır. Griffith Park Gözlemevi'nin yaptığı bir çalışma van Gogh'un Ay'ı, Venüs'ü ve çeşitli yıldızları berrak bir gecede görülebilecek gerçek konumlarında resmetmiş olduğunu göstermektedir.
Öte yandan yapıtın önemli bir parçasını oluşturan gösterişli spiral açıkça fantastik bir unsurdur. Bu, ondokuzuncu yüzyılda keşfedilen ve gökkürede yer alan ve gözle görülmeyen astronomik görüngünün sanatçı tarafından bir yorumu olarak görülebilir. 
 Van Gogh'un Arles'teki Yatak Odası, 1889, Tuval Üzerine Yağlıboya, 57.5 x 57.5 cm., Musée d'Orsay, Paris, Fransa.
 


Van Gogh yatak odasını resmeden neredeyse birbiriyle aynı üç farklı resim yaptı. Şu anda Amsterdam Müzesi'nde bulunan ilk resim 1888 Ekiminde yapıldı ve ressam Arles'teki hastanedeyken meydana gelen bir sel sırasında hasar gördü. Neredeyse bir yıl kadar sonra Van Gogh bu resmin iki kopyasını daha yaptı. Bunlardan biri ilkiyle aynı boyda ve şu anda Chicago'daki Art Institute'de bulunuyor. Hollanda'daki ailesi için yaptığı resim ise daha küçük boyda ve şu anda Musée d'Orsay'da bulunuyor.
Kardeşi Theo'ya yazdığı bir mektubunda Vincent kendisini bu resmi yapmaya neyin yönlendirdiğini açıklıyor: Renklerin sembolizmini kullanarak dinginliği ifade etmeyi ve odasının yalınlığını ortaya çıkarmayı istiyordu. Bu şekilde şu betimlemede bulunuyor: "soluk, leylak rengi duvarlar, zeminin çaprık çurpuk, solmuş kırmızısı, krom sarısı sandalyeler ve yatak, çok solgun limon yeşili yastıklar ve çarşaf, kan kırmızısı battaniye, turuncu renkli el-yüz yıkama masası, mavi el-yüz yıkama leğeni ve yeşil pencere..." Ve şöyle ekliyor: "Bu farklı renklerle mutlak sükûneti ifade etmeyi istedim."
Bu farklı çeşitteki renklerle Van Gogh Japonya'ya ve Japonya'nın krepon kağıdına ve baskılarına gönderme yapıyor. Şöyle açıklıyor: "Japonlar çok yalın iç mekânlarda yaşadılar ve o ülkede ne büyük sanatçılar yaşadı." Ve her ne kadar Japonların gözünde resimlerle ve mobilyalarla döşenmiş bir yatak odası pek yalın sayılmasa da Vincent için burası "tahta bir yatak ve iki sandalyeyle boş bir yatak odası" idi. Bununla birlikte Van Gogh, neredeyse tümüyle düz hatlardan oluşan kompozisyonuyla ve perspektifin dengesizliğini telafi eder bir şekilde renkli yüzeylerin titiz kombinasyonuyla oda içerisinde belli bir boşluk duygusu yaratmayı başarmıştır. 

 Teras Kafe-Tuval üzerine yağlıboya- Eylül, 1888, Arles-Kröller-Müller Müzesi







Dosya:Vincent Willem van Gogh 015.jpg
 
Vincent van Gogh'un Teras Kafe'si ressamın en önemli işlerinden birisidir. Şüphesiz ki parlak ve çalkantılı kariyerinde ürettiği en ünlü resimlerdendir.
Bu resim, yıldızların aydınlattığı gökleri konu alan bir üçlemenin ilkidir. Bir ay sonra Rhone Üzerinde Yıldızlı Gece yapılmış, ve nihayet ertesi yıl Saint-Rémy'de bu ikisini takiben popüler Yıldızlı Gece yapılmıştır. Bu üç resmin bir nevi yansıması, Teras Kafe ve Rhone Üzerinde Yıldızlı Gece ile aynı ay içinde yapılmış olan Eugene Boch'un Portresi'nde görülebilir--resmin arka planındaki yıldızlı motife dikkat ediniz.
Vincent Teras Kafe konusunda coşkuluydu ve kızkardeşi Wil'e şöyle yazmıştı:
Bu aralar bir gece kahvesinin dışını yansıtan yeni bir resimle uğraşıyorum. Terasta içki içen küçük insan figürleri var. Devasa bir sarı fener terası, evi ve kaldırımı aydınlatıyor ve kaldırım pembemsi bir menekşe tonu alıyor. Yıldızlarla süslenmiş mavi bir gökyüzünün altında uzanan bir yol boyunca koyu mavi veya menekşe cepheli evler ve bir de yeşil bir ağaç sıralanmış. İşte sana içinde hiç siyah olmayan ve yalnızca mavi, menekşe ve yeşil tonlarının hakim olduğu bir gece resmi; ayrıca aydınlık küçük meydan soluk sülfür ve yeşilimsi bir citron sarısına bürünmüş. Gece resmini geceleyin, o anda yapmaktan inanılmaz bir zaevk alıyorum. Genelde gece yapılmış olan kaba karakalemlere dayanarak, gece resimleri gündüzleri çizilir ve boyanır. Ama ben aynı anda resmetmekten daha çok keyif alıyorum.

Vincent Wil'e Guy de Maupassant'ın Bel Ami kitabında da benzer bir kafe betimlemesi olduğunu aktararak devam eder: " . . . Bulvardaki parlak ışıklı kafeler ve yıldızlı bir gece, ve bu yaklaşık olarak benim resmimin konusunun aynısı gibi.".


 

Saturday, April 20, 2013

Paul Cezanne ve Post- Empresyonizm

                                           Paul Cezanne

                                    (19 Ocak 1839 - 22 Ekim 1906)

Fransız ressam Paul Cézanne [Okunuşu: Sezan] (1839–1906) eserleriyle, ondokuzuncu yüzyılın sanatsal uğraş anlayışından yirminci yüzyıldaki yeni ve tümüyle farklı bir sanat dünyasına geçişin temellerini attı. Cézanne'ın ondokuzuncu yüzyıl empresyonizmiyle erken yirminci yüzyılın yeni sanatsal arayışı olan Kübizm arasında bir köprü oluşturduğu söylenebilir. Picasso'nun Cézanne için söylediği "o hepimizin babasıdır" sözünden hareketle sıklıkla modern sanatın babası olarak adlandırılagelmiştir.  

 Cézanne'ın eserleri tasarım, renk, ton, kompozisyon ve teknik yönünden büyük bir ustalığı gösterir. Fırça vuruşları son derece karakteristiktir ve açık bir şekilde farkedilebilir. Karmaşık alanlar oluşturmak üzere bir araya gelen renk düzlemleri ve küçük fırça vuruşları kullanır. 

 

 

Yıkananlar Fransız ressam Paul Cézanne'ın yıkanan insanları resmettiği bir dizi resmin en büyük olanı. Dizideki diğer küçük boy çalışmalardan ayırt etmek için kimi zaman Büyük Yıkananlar olarak da adlandırılıyor. Bu eser genellikle hem Paul Cézanne'ın en güzel resmi hem de modern sanatın şaheserlerinden biri kabul ediliyor. Cézanne bu resim üzerinde yedi yıl çalıştı ve sanatçı 1906 yılında öldüğünde hâlâ tamamlanmış değildi.
Cézanne yıkananların herbir versiyonunda resim sanatının geleneksel sunumundan uzaklaştı ve bilinçli bir şekilde, toy bir izleyicinin beğenisini kazanmayacak eserler yaptı. Bunu yaparken geçici ilgilerden kaçınabilmeyi ve eserlerine bütün çağları kucaklayan bir nitelik verebilmeyi amaçlıyordu. Ve böyle yaparak varolan akımları umursamamaları konusunda kendinden sonraki sanatçıların önünü açtı.
Büyük Yıkananlar'da yer alan soyut çıplak kadınlar resme gerilim ve yoğunluk katarlar. Kompozisyonun simetrik yapısıyla eserleri içerisinde istisnai bir yere sahiptir. Çıplak formlar ağaçların ve nehrin oluşturduğu üçgene uyumlanmışlardır. Manzara ve cansız doğa resimleri yaparken kullandığı aynı tekniği kullanan Büyük Yıkananlar, Titian ve Peter Paul Rubens'in eserlerini anıştırırlar. Aynı dönemde, yine çıplak kadınları resmeden, Pablo Picasso'nun Avignon'lu Kadınlar adlı eseriyle de sıklıkla karşılaştırmalar yapılmaktadır. 







kaynak: solakkedi.com

Tuesday, April 16, 2013

Georges Seurat ve Post Empresyonizm

                         Georges Seurat

 Georges Seurat (d. 2 Aralık 1859 - ö. 29 Mart 1891) , Fransız akademik resim geleneğine bağlı Ard İzlenimci ( Fransa'da, İzlenimciliğin kurallarına tepki olarak 19. yüzyılın sonlarına doğru doğdu. Ard İzlenimcilik'in temsilcileri olan sanatçılar, sanat yaşamlarına izlenimcilikle) başlamışlardır. Ancak bu izlenimcilik akımının kimi sınırlamalarını aşmak ve resimlerine kendi kişiselliklerini katmak istiyorlardı. ve Noktacı (Pointillist) ressam.
 Seurat, izlenimciliğin kurallarına tepki duyanlardandı. Seurat gibi ard izlenimciliğin temsilcileri olan sanatçılar da sanat yaşamlarına İzlenimcilikle başlamışlardır. Ancak bu akımın kimi sınırlamalarını aşmak ve resimlerine kişiselliklerini katmak istiyorlardı.
Georges Seurat, Zıt renkleri yan yana noktalar halinde koyarak Noktacılık tekniğini geliştirdi. Paul Signac (1863 - 1935) ile birlikte Pointilism akımınında gelişimini sağladı. Resimlerini küçük noktalar kullanarak mozaik gibi boyadı. Renklerin beynimizde kaynaşacaklarını savunuyordu. Bu tarza sonradan noktacılık dendi. Tüm hatlar kaldırılmış ve düzeni korumak için resim basitleştirilmişti
Grande Jatte Adası'nda Bir Pazar Öğleden Sonrası- Ein Sonntagnachmittag auf der Insel La Grande Jatte-1884-1886-Art Institute- Chicago

Dosya:Georges Seurat 031.jpg 

 Fransız ressam Georges Seurat'ın 1886 yılında tamamladığı tablosu. Bu eser, ondokuzuncu yüzyıl sonları ve yirminci yüzyıl başlarında Fransız art izlenimci ressamlar tarafından yaygın olarak kullanılan noktacılık tekniğinin en iyi orneklerinden biri kabul edilir.

 Georges Seurat "Bir Pazar Öğleden Sonrası" adlı bu tabloyu yapmaya 1884'de başladı ve üzerinde iki uzun yıl uğraştı. Başladığında parkın manzara görüntüsü üzerine bütün dikkatini teksif edip bu arazi görüntüsünü tualı üzerine işledi. Sonra orijinal figürleri işlemeye başladı ve çalışma devam ettikçe önce ilksel karakalem ve yağlıboya eksizler yaptı ve bunları zaman zaman değiştirdi. Seurat parka giderek ve orada oturarak değişik figürlerin eksizlerin yapmayı adet edinmişti ve bu figurleri eskizlerden ana tablo üzerine geçirince bu figurlerin bir ahenk sağlamasi ve formlarının en uygun olmasını sağlamayi hedef edinmişti. Bu eskizlerde form, renk ve ışık sorunları üzerinde dikkatini teksif ederdi.

 Bu tablonun büyüklüğü yaklaşık 2 metre yükseklikte ve 3 metre uzunlukta idi. Seurat optik ve renk teorilerini çok detaylı incelemişti. Uyguladığı prensip çok küçük minyatür renkli noktaların birbirine karşıt olarak şekilde yanyana koymak ve bu kompozit noktayı gören seyircinin gözü ve beyinin de bir optik iluzyon ile tek bir renk gibi algılanması idi. Bu tekniğe Seurat önce "parçalama (divisionizm)" adı vermekte idi ama günümuzde "noktalama (pointilism)" adı verilmektedir.Bu tekniği kullanmak suretiyle hazırlanan bir tablodaki renklerin, geleneksel fırça darbeleriyle yapılan tablolara kıyasla, daha kuvvetli ve parlak olacağını iddia etmekteydi.

  Bu tablonun hazırlanmasında o zaman yeni geliştirimiş olan çinko-sarısı (çinko-kromat) rengini özellikle tabloda bulunan çimene sarımsı bir renk sağlamak için kullandı. Ayrıca portakal rengi ve mavi renklerin karışımlarını da kullandı. Fakat bu çinko-sarı rengi kullanması devantazj yarattı. Seurat'ın tabloyu hemen bitirmesinden çok geçmeden bu sarı renkli noktalar renk değiştirip kahverengi bir renk almaya başladılar. Günümüzde artık bu çinko-sarısı noktalar artık sarı değil kahverengi görüntülü olmuşlardır.
 "La Grande Jette" adası Paris'in hemen girişinde Seine Nehri üzerinde, bu nehire kıyısı bulunan Neuilly ve Levallois-Perret semtleri arasında günümüzde "La Defense" adını taşıyan iş yeri merkezine çok yakın bir mevkidedir. 1884'de Seurat tablosununu hazirlamaya başladığında bu ada şehirsel merkezden epeyce uzak bir kırsal mesire yeri halinde idi. Bu mevki sonradan uzun yıllar bir sanayi merkezinin parçası olmuştur. Günümüzde ise bu ada mevkinde bir kamuya açık park ve evlerden oluşan bir semt bulunmaktadır. .




Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Grande_Jatte_Adas%C4%B1%27nda_Bir_Pazar_%C3%96%C4%9Fleden_Sonras%C4%B1