Showing posts with label art izlenimcilik. Show all posts
Showing posts with label art izlenimcilik. Show all posts
Wednesday, April 24, 2013
Where Do We Come From? What Are We? Where Are We Going?
Where Do We Come From? What Are We? Where Are We Going?
1897, Boston Museum of Fine Arts, Boston, MA, USA
"Nereden geliyoruz? Neyiz? Nereye
gidiyoruz?" başlıklı bu yapıt Fransız Empresyonist ressam Paul
Gauguin'in (1848-1903) belki de en büyük şaheseridir. Tahiti'deyken,
1897-98 tarihlerinde yaptığı bu resim Gauguin'in hayatın anlamıyla
ilgili sorgulamalarını yansıtmaktadır. Gauguin, kendi ülkesi
Fransa'dakinden daha az yozlaşmış bir toplum arayışı içerisinde 1891
yılında Tahiti'ye yerleşmiştir. Bu yeni ülkesinden esinlenerek yaptığı
bir dizi içgözlemsel resimlerden biri olan bu parça Gauguin'e göre
kendisinin şaheseri ve fikirlerinin özetidir.
Resimde hepsi Tahitili olan
çeşitli figürler resmin geniş yüzeyine dağılmıştır. Resmin ortasında
genç bir adam ağaçtan elma toplamaktadır. Sağındaki kadın mı yoksa erkek
mi olduğu belli olmayan çıplak bir kişi kendi koltukaltına doğru
bakmaktadır. Arkaplanda ise üstllerinde giysi olan iki kadın yanyana
yürümektedir.
Resmin sağında üç kadın bir bebeğin etrafında oturmakta ve bir köpek resimden içeriye doğru bakmaktadır.
Elma toplayan genç adamın
solunda iki kedi yavrusu birbiriyle oynarken, hemen yanıbaşlarında
giyinik bir küçük kız elma yemektedir. Arkasında ise bir keçi uzanmış
yatmaktadır. Uzakta, geri planda dinsel nitelikte mavi bir heykel
vardır. Onun hemen sağında ise tek başına duran giyinik bir kadın ayakta
durmaktadır.
Resmin en solunda ise ellerini
başına koymuş koyu tenli çıplak bir kadın oturmakta, hemen yanıbaşında
ise yarıçıplak gelişkin bir kadın oturmaktadır. İkisinin hemen solunda
ise beyaz bir kuş durmaktadır.
Bu resim, sağ üst köşede yazan
başlıktan yola çıkılarak sağdan sola doğru bir metin olarak
görülebilir. Bu anlamda, resimde yer alan çeşitli figürler insan
varoluşuna ilişkin soruları temsil etmektedirler. Resme bu şekilde
bakıldığında, sağ köşedeki bebek yeni başlayan yaşamı imler. Cinsiyeti
belli olmayıp sırtı resme bakan kişiye dönük oturan ve görünüşe göre
koltuk altını inceliyor görünen figür, bireyin kendi cinsiyetinin
farkına varışının başlaması olarak anlaşılabilir. Elma toplayan erkek ve
solundaki elma yiyen kız Adem ve Havva öyküsünü ve bilgi arayışını
yeniden sahnelemektedir.
En soldaki yaşlı kadın ölümün
eşiğindedir ve en sağdaki bebekle paralellik içerisinde çıplaktır. Resim
incelendiğinde, resmin başlığını oluşturan "Nereden geliyoruz? Neyiz?
Nereye gidiyoruz?" soruları resme bakan kişiyi yaşamın anlamı üzerine
düşünmeye davet etmektedir.
Kaynak: http://solakkedi.com/resim%20okumalari/012.html
Paul Gauguin ve Post -Empresyonizm
Eugène Henri Paul Gauguin
(d. 7 Haziran 1848, Paris– 9 Mayıs 1903)
Empresyonizm Gauguin’e istediklerini veremez olmuştur bundan dolayı Afrika ve Asya sanatı kendisine daha mistik ve çekici gelir özellikle de Japon kültürü. Folklorik sanat ve Japon sanatının etkisi altına girer.
1891 yılında Gauguin mali açıdan kötü durumdadır. Üstelik bir ressam olarak çok da tanınmamaktadır. ‘Taze balık ve meyve’ için tropik bir adada yaşamak amacıyla birkaç teşebbüsü olmuş bu da oldukça primitif bir tarzda resim yapmasına sebep olmuştur. Kısa bir süre Panama Kanalı, Tahiti’de yaşamıştır ve Tahiti’de yaşarken ‘Fatata te Miti (By the Sea)’, ‘la Orana Maria’ (Ave Maria) adlı tablolarını yapmıştır. Ayrıca; Gauguin'in, Tahiti’de geçirdiği günlerini, Tahitililerin yaşam şekli ve inançlarını anlattığı, Noa Noa: The Tahiti Journal Of Paul Gauguin adlı bir kitabı vardır. D'où venons-nous ? Que sommes-nous ? Où allons-nous ? "Nereden geliyoruz? Neyiz? Nereye gidiyoruz?" sorusu evrimi anlatan güzel bir sözüdür.
1897’de Punaauia’ya taşınarak burada da en önemli eseri olan ‘Where Do We Come From’ adlı tablosunu yapar. Hayatının geri kalanını Markiz Adaları'nda geçirmiştir. Bu dönemde Avant et Aprés (Before and After) adlı anıları, sanat eserleri hakkında yorumlarından oluşan bir kitap yazmıştır
1903 yılında kilise ve hükümetle ile yaşadığı bir problem sebebiyle 3 ay hapse mahkûm olmuş, ancak hapse giremeden hastalanarak 54 yaşında ölmüştür. Paul Gauguin’in çalışmalarına olan rağbet ölümünün hemen ardından sonra olur. Çalışmalarının bir çoğu Rus koleksiyoncu Sergei Shchukin tarafından toplanır. Koleksiyonun bir kısmı Pushkin Müzesi’nde sergilenmektedir. Gauguin’in eserleri nadiren satılığa çıkarılmakta ve fiyatları 39,2 milyon dolara kadar ulaşmaktadır. Gauguin diğer bir çok ressamı özellikle de Arthur Frank Mathews’u etkilemiştir. Tahiti’de bulunan Japon tarzındaki Gauguin Müzesi bazı fotoğrafları, belgeleri ve bazı tablolarını içermektedir.
Les Parau Parau (Sohbet), 1891
Vahine no te tiare (Çiçekli Kadın), 1891
Nafea Faa ipoipo? (Ne Zaman Evleneceksin?), 1892
Fatata te Miti (Deniz Kıyısında), 1892
Tahiti'de Pastoral Hayat, 1893
Mahana no Atua (Tanrının Günü), 1894
Vairumati, 1896
Monday, April 22, 2013
Vincent van Gogh ve Post-Empresyonizm
Van Gogh, gençliğini bir sanat simsarlığı firmasında çalışarak geçirmiş, kısa süren bir öğretmenlik deneyiminden sonra da Belçika'da fakir bir madenci kasabasında misyoner olmuştur. Resim kariyerine 1880'den sonra başlamıştır. Başlangıçta koyu ve kasvetli renklerle çalışan Van Gogh, Paris'te tanıştığı izlenimcilik ve yeni izlenimcilik akımlarının etkisiyle canlı renklere geçmiş; Güney Fransa'da geçirdiği süre zarfında da bugün yaygın olarak tanınan kendine özgü resim tarzını geliştirmiştir
Van Gogh, ömrünün son on yılı boyunca yaklaşık 900 suluboya/yağlıboya resim ve 1100 karakalem çalışma üretmiş, en meşhur eserlerini ise ömrünün son iki yılında yapmıştır. 1888'de ressam Paul Gauguin ile arkadaşlığının bozulması üzerine sol kulağının bir kısmını kesmiş, giderek kötüleşen ruhsal hastalığı sonucunda kendini göğsünden vurarak intihar etmiştir. Kimi sanat tarihçileri Gauguin ile yaptıkları hareretli bir tartışma sonucu Gauguin'in isteyerek ya da kendini gard amaçlı olarak Van Gogh'un kulağını kestiğini de iddia ederler.
Van Gogh, resim kariyeri boyunca kardeşi Theo'dan aldığı maddi destek sayesinde ayakta durabilmiştir. İki kardeşin arkadaşlığı, 1872'den itibaren birbirlerine yazdıkları mektuplarla belgelenmiştir.
20. yüzyıl sanatını ciddi şekilde etkilemiş olan Van Gogh, fovistlerin ilham kaynaklarından biridir ve Empresyonizmin öncülerinden kabul edilir.
Van Gogh'u özellikle hayatının son iki yılında ciddi şekilde etkilemiş olan akıl hastalığı için bugüne kadar 30'dan fazla teşhis veya olası sebep ileri sürülmüştür.Bunlardan bazıları, şizofreni, bipolar bozukluk (eski adıyla manik depresyon), frengi, boya zehirlenmesi (soluma veya yutma yoluyla), Ménière hastalığı ve güneş çarpmasıdır. Kötü beslenme, aşırı çalışma, uykusuzluk ve alkol düşkünlüğü, muhtemelen hastalığın etkilerini artırmıştır.
Van Gogh'un özellikle son dönem eserlerinde açıkça görülen sarı renk düşkünlüğünün de tıbbi bir bozukluktan kaynaklandığını ileri sürenler olmuştur.Bu konudaki teorilerden birine göre, Van Gogh'un bolca içtiği absintte bulunan tuyon adlı madde, zaman içinde Van Gogh'un görüşünü bozarak nesneleri sarımtrak renkte görmesine sebep olmuş, bu da ressamın eserlerine yansımıştır. Bir başka teoriye göre, Van Gogh'a hastalığının tedavisi için yüksek dozlarda yüksük otu verilmiştir, ve yüksük otunun sarımtrak görüşe veya sarı lekeler görmeye sebep olduğu bilinmektedir.
27 Temmuz 1890'da resim malzemelerini alıp bir tarlaya yürüyen Van Gogh, kendisini tabancayla göğsünden vurdu. Sendeleyerek kaldığı otele döndü ve yatağına uzandı. Kanamayı farkeden otel sahibi, kasaba doktoru Mazery'yi ve Van Gogh'un doktoru Gachet'yi çağırdı. Doktorlar, mermiyi çıkarmanın çok riskli olacağına kanaat getirip Theo'ya hemen gelmesi için haber yolladılar. Vincent Van Gogh, 29 Temmuz 1890 sabahı 1:30 sularında, kardeşi Theo'nun kollarında öldü, ve Auvers-sur-Oise'a gömüldü.
Starry Night-tuval üzerine yağlıboya-(1853–1890)-Museum of Modern Art ( NYC)
Hollandalı ressam Vincent van
Gogh'un en güzel ve en ünlü tablolarından biri olan "Yıldızlı Gece" onun
artan deliliğiyle ilişkilendirilir. Halbuki bu tablo gerçekte van
Gogh'un astronomik araştırmalara yönelik ilgisinin bir sonucudur. Bu
tabloda hem gerçek hem de fantastik unsurlar vardır. Griffith Park
Gözlemevi'nin yaptığı bir çalışma van Gogh'un Ay'ı, Venüs'ü ve çeşitli
yıldızları berrak bir gecede görülebilecek gerçek konumlarında resmetmiş
olduğunu göstermektedir.
Öte yandan yapıtın önemli bir
parçasını oluşturan gösterişli spiral açıkça fantastik bir unsurdur. Bu,
ondokuzuncu yüzyılda keşfedilen ve gökkürede yer alan ve gözle
görülmeyen astronomik görüngünün sanatçı tarafından bir yorumu olarak
görülebilir.
Van Gogh'un Arles'teki Yatak Odası, 1889, Tuval Üzerine Yağlıboya, 57.5 x 57.5 cm., Musée d'Orsay, Paris, Fransa.
Van Gogh yatak odasını resmeden
neredeyse birbiriyle aynı üç farklı resim yaptı. Şu anda Amsterdam
Müzesi'nde bulunan ilk resim 1888 Ekiminde yapıldı ve ressam Arles'teki
hastanedeyken meydana gelen bir sel sırasında hasar gördü. Neredeyse bir
yıl kadar sonra Van Gogh bu resmin iki kopyasını daha yaptı. Bunlardan
biri ilkiyle aynı boyda ve şu anda Chicago'daki Art Institute'de
bulunuyor. Hollanda'daki ailesi için yaptığı resim ise daha küçük boyda
ve şu anda Musée d'Orsay'da bulunuyor.
Kardeşi Theo'ya yazdığı bir
mektubunda Vincent kendisini bu resmi yapmaya neyin yönlendirdiğini
açıklıyor: Renklerin sembolizmini kullanarak dinginliği ifade etmeyi ve
odasının yalınlığını ortaya çıkarmayı istiyordu. Bu şekilde şu
betimlemede bulunuyor: "soluk, leylak rengi duvarlar, zeminin çaprık
çurpuk, solmuş kırmızısı, krom sarısı sandalyeler ve yatak, çok solgun
limon yeşili yastıklar ve çarşaf, kan kırmızısı battaniye, turuncu
renkli el-yüz yıkama masası, mavi el-yüz yıkama leğeni ve yeşil
pencere..." Ve şöyle ekliyor: "Bu farklı renklerle mutlak sükûneti ifade
etmeyi istedim."
Bu farklı çeşitteki
renklerle Van Gogh Japonya'ya ve Japonya'nın krepon kağıdına ve
baskılarına gönderme yapıyor. Şöyle açıklıyor: "Japonlar çok yalın iç
mekânlarda yaşadılar ve o ülkede ne büyük sanatçılar yaşadı." Ve her ne
kadar Japonların gözünde resimlerle ve mobilyalarla döşenmiş bir yatak
odası pek yalın sayılmasa da Vincent için burası "tahta bir yatak ve iki
sandalyeyle boş bir yatak odası" idi. Bununla birlikte Van Gogh,
neredeyse tümüyle düz hatlardan oluşan kompozisyonuyla ve perspektifin
dengesizliğini telafi eder bir şekilde renkli yüzeylerin titiz
kombinasyonuyla oda içerisinde belli bir boşluk duygusu yaratmayı
başarmıştır. Teras Kafe-Tuval üzerine yağlıboya- Eylül, 1888, Arles-Kröller-Müller Müzesi
Vincent van Gogh'un Teras Kafe'si ressamın en önemli işlerinden birisidir. Şüphesiz ki parlak ve çalkantılı kariyerinde ürettiği en ünlü resimlerdendir.
Bu resim, yıldızların aydınlattığı gökleri konu alan bir üçlemenin ilkidir. Bir ay sonra Rhone Üzerinde Yıldızlı Gece yapılmış, ve nihayet ertesi yıl Saint-Rémy'de bu ikisini takiben popüler Yıldızlı Gece yapılmıştır. Bu üç resmin bir nevi yansıması, Teras Kafe ve Rhone Üzerinde Yıldızlı Gece ile aynı ay içinde yapılmış olan Eugene Boch'un Portresi'nde görülebilir--resmin arka planındaki yıldızlı motife dikkat ediniz.
Vincent Teras Kafe konusunda coşkuluydu ve kızkardeşi Wil'e şöyle yazmıştı:
Bu aralar bir gece kahvesinin dışını yansıtan yeni bir resimle uğraşıyorum. Terasta içki içen küçük insan figürleri var. Devasa bir sarı fener terası, evi ve kaldırımı aydınlatıyor ve kaldırım pembemsi bir menekşe tonu alıyor. Yıldızlarla süslenmiş mavi bir gökyüzünün altında uzanan bir yol boyunca koyu mavi veya menekşe cepheli evler ve bir de yeşil bir ağaç sıralanmış. İşte sana içinde hiç siyah olmayan ve yalnızca mavi, menekşe ve yeşil tonlarının hakim olduğu bir gece resmi; ayrıca aydınlık küçük meydan soluk sülfür ve yeşilimsi bir citron sarısına bürünmüş. Gece resmini geceleyin, o anda yapmaktan inanılmaz bir zaevk alıyorum. Genelde gece yapılmış olan kaba karakalemlere dayanarak, gece resimleri gündüzleri çizilir ve boyanır. Ama ben aynı anda resmetmekten daha çok keyif alıyorum.
Vincent Wil'e Guy de Maupassant'ın Bel Ami kitabında da benzer bir kafe betimlemesi olduğunu aktararak devam eder: " . . . Bulvardaki parlak ışıklı kafeler ve yıldızlı bir gece, ve bu yaklaşık olarak benim resmimin konusunun aynısı gibi.".
Saturday, April 20, 2013
Paul Cezanne ve Post- Empresyonizm
Paul Cezanne
(19 Ocak 1839 - 22 Ekim 1906)
Fransız ressam Paul Cézanne [Okunuşu: Sezan] (1839–1906) eserleriyle, ondokuzuncu yüzyılın sanatsal uğraş anlayışından yirminci yüzyıldaki yeni ve tümüyle farklı bir sanat dünyasına geçişin temellerini attı. Cézanne'ın ondokuzuncu yüzyıl empresyonizmiyle erken yirminci yüzyılın yeni sanatsal arayışı olan Kübizm arasında bir köprü oluşturduğu söylenebilir. Picasso'nun Cézanne için söylediği "o hepimizin babasıdır" sözünden hareketle sıklıkla modern sanatın babası olarak adlandırılagelmiştir.
Cézanne'ın eserleri tasarım, renk, ton, kompozisyon ve teknik yönünden büyük bir ustalığı gösterir. Fırça vuruşları son derece karakteristiktir ve açık bir şekilde farkedilebilir. Karmaşık alanlar oluşturmak üzere bir araya gelen renk düzlemleri ve küçük fırça vuruşları kullanır.
Yıkananlar
Fransız ressam Paul Cézanne'ın yıkanan insanları resmettiği bir dizi
resmin en büyük olanı. Dizideki diğer küçük boy çalışmalardan ayırt
etmek için kimi zaman Büyük Yıkananlar olarak
da adlandırılıyor. Bu eser genellikle hem Paul Cézanne'ın en güzel resmi
hem de modern sanatın şaheserlerinden biri kabul ediliyor. Cézanne bu
resim üzerinde yedi yıl çalıştı ve sanatçı 1906 yılında öldüğünde hâlâ
tamamlanmış değildi.
Cézanne yıkananların
herbir versiyonunda resim sanatının geleneksel sunumundan uzaklaştı ve
bilinçli bir şekilde, toy bir izleyicinin beğenisini kazanmayacak
eserler yaptı. Bunu yaparken geçici ilgilerden kaçınabilmeyi ve
eserlerine bütün çağları kucaklayan bir nitelik verebilmeyi amaçlıyordu.
Ve böyle yaparak varolan akımları umursamamaları konusunda kendinden
sonraki sanatçıların önünü açtı.
Büyük Yıkananlar'da
yer alan soyut çıplak kadınlar resme gerilim ve yoğunluk katarlar.
Kompozisyonun simetrik yapısıyla eserleri içerisinde istisnai bir yere
sahiptir. Çıplak formlar ağaçların ve nehrin oluşturduğu üçgene
uyumlanmışlardır. Manzara ve cansız doğa resimleri yaparken kullandığı
aynı tekniği kullanan Büyük Yıkananlar, Titian ve Peter Paul Rubens'in eserlerini anıştırırlar. Aynı dönemde, yine çıplak kadınları resmeden, Pablo Picasso'nun Avignon'lu Kadınlar adlı eseriyle de sıklıkla karşılaştırmalar yapılmaktadır.
kaynak: solakkedi.com
Tuesday, April 16, 2013
Georges Seurat ve Post Empresyonizm
Georges Seurat
Georges Seurat (d. 2 Aralık 1859 - ö. 29 Mart 1891) , Fransız akademik resim geleneğine bağlı Ard İzlenimci ( Fransa'da, İzlenimciliğin kurallarına tepki olarak 19. yüzyılın sonlarına doğru doğdu. Ard İzlenimcilik'in temsilcileri olan sanatçılar, sanat yaşamlarına izlenimcilikle)
başlamışlardır. Ancak bu izlenimcilik akımının kimi sınırlamalarını
aşmak ve resimlerine kendi kişiselliklerini katmak istiyorlardı. ve Noktacı (Pointillist) ressam.
Seurat, izlenimciliğin kurallarına tepki duyanlardandı. Seurat gibi ard
izlenimciliğin temsilcileri olan sanatçılar da sanat yaşamlarına
İzlenimcilikle başlamışlardır. Ancak bu akımın kimi sınırlamalarını
aşmak ve resimlerine kişiselliklerini katmak istiyorlardı.
Georges Seurat, Zıt renkleri yan yana noktalar halinde koyarak
Noktacılık tekniğini geliştirdi. Paul Signac (1863 - 1935) ile birlikte
Pointilism akımınında gelişimini sağladı. Resimlerini küçük noktalar
kullanarak mozaik gibi boyadı. Renklerin beynimizde kaynaşacaklarını
savunuyordu. Bu tarza sonradan noktacılık dendi. Tüm hatlar kaldırılmış
ve düzeni korumak için resim basitleştirilmişti
Grande Jatte Adası'nda Bir Pazar Öğleden Sonrası- Ein Sonntagnachmittag auf der Insel La Grande Jatte-1884-1886-Art Institute- Chicago
Fransız ressam Georges Seurat'ın 1886 yılında tamamladığı tablosu. Bu eser, ondokuzuncu yüzyıl sonları ve yirminci yüzyıl başlarında Fransız art izlenimci ressamlar tarafından yaygın olarak kullanılan noktacılık tekniğinin en iyi orneklerinden biri kabul edilir.
Georges Seurat "Bir Pazar Öğleden Sonrası" adlı bu tabloyu yapmaya
1884'de başladı ve üzerinde iki uzun yıl uğraştı. Başladığında parkın
manzara görüntüsü üzerine bütün dikkatini teksif edip bu arazi
görüntüsünü tualı üzerine işledi. Sonra orijinal figürleri işlemeye
başladı ve çalışma devam ettikçe önce ilksel karakalem ve yağlıboya
eksizler yaptı ve bunları zaman zaman değiştirdi. Seurat parka giderek
ve orada oturarak değişik figürlerin eksizlerin yapmayı adet edinmişti
ve bu figurleri eskizlerden ana tablo üzerine geçirince bu figurlerin
bir ahenk sağlamasi ve formlarının en uygun olmasını sağlamayi hedef
edinmişti. Bu eskizlerde form, renk ve ışık sorunları üzerinde dikkatini
teksif ederdi.
Bu tablonun büyüklüğü yaklaşık 2 metre yükseklikte ve 3 metre uzunlukta
idi. Seurat optik ve renk teorilerini çok detaylı incelemişti.
Uyguladığı prensip çok küçük minyatür renkli noktaların birbirine karşıt
olarak şekilde yanyana koymak ve bu kompozit noktayı gören seyircinin
gözü ve beyinin de bir optik iluzyon ile tek bir renk gibi algılanması
idi. Bu tekniğe Seurat önce "parçalama (divisionizm)" adı vermekte idi
ama günümuzde "noktalama (pointilism)" adı verilmektedir.Bu tekniği kullanmak suretiyle hazırlanan bir tablodaki renklerin,
geleneksel fırça darbeleriyle yapılan tablolara kıyasla, daha kuvvetli
ve parlak olacağını iddia etmekteydi.
Bu tablonun hazırlanmasında o zaman yeni geliştirimiş olan çinko-sarısı
(çinko-kromat) rengini özellikle tabloda bulunan çimene sarımsı bir renk
sağlamak için kullandı. Ayrıca portakal rengi ve mavi renklerin
karışımlarını da kullandı. Fakat bu çinko-sarı rengi kullanması
devantazj yarattı. Seurat'ın tabloyu hemen bitirmesinden çok geçmeden bu
sarı renkli noktalar renk değiştirip kahverengi bir renk almaya
başladılar. Günümüzde artık bu çinko-sarısı noktalar artık sarı değil
kahverengi görüntülü olmuşlardır.
"La Grande Jette" adası Paris'in hemen girişinde Seine Nehri
üzerinde, bu nehire kıyısı bulunan Neuilly ve Levallois-Perret semtleri
arasında günümüzde "La Defense" adını taşıyan iş yeri merkezine çok
yakın bir mevkidedir. 1884'de Seurat tablosununu hazirlamaya
başladığında bu ada şehirsel merkezden epeyce uzak bir kırsal mesire
yeri halinde idi. Bu mevki sonradan uzun yıllar bir sanayi merkezinin
parçası olmuştur. Günümüzde ise bu ada mevkinde bir kamuya açık park ve
evlerden oluşan bir semt bulunmaktadır. .
Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Grande_Jatte_Adas%C4%B1%27nda_Bir_Pazar_%C3%96%C4%9Fleden_Sonras%C4%B1
Subscribe to:
Posts (Atom)