Showing posts with label painting. Show all posts
Showing posts with label painting. Show all posts

Monday, May 13, 2013

Surrealizm ve Giorgio de Chirico




Giorgio de Chirico

 Giorgio de Chirico (d. 10 Temmuz 1888 - ö. 20 Kasım 1978), diğer adıyla Népo, gerçeküstücü ressam. Volos, Yunanistan'da İtalyan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Scoulo metafisica sanat hareketinin kurucusudur.
Yunanistan ve Floransa'da sanat eğitimi aldıktan sonra 1906'da Münih Güzel Sanatlar Akademisi'ne girdi. Burada Nietzsche ve Schopenhauer'in felsefelerini okudu, Arnold Böcklin ve Max Klinger'in eserlerini inceledi.
1909 yazında İtalya'ya döndü, önce Milano, sonra Floransa'ya yerleşti. Bu kentte "fizikötesi şehir meydanı" serilerine başladı. Haziran 1911'de Paris'e giderken Turin'de birkaç gün geçirdi. Bu kentin tonozlar ve piazzalardan oluşan yapısı, "fizikötesi" atmosferi, Chirico'yu çok etkiledi. Paris'te düzenlediği sergiler Pablo Picasso ve Guillaume Apollinaire tarafından fark edildi. Yine bu sıralarda resimleri satılmaya başlandı.
 I. Dünya Savaşı'nda İtalya'ya döndü. Savaştan sonra eserleri tüm Avrupa'da sergilenmeye başlandı. 1924'te ilk eşi Rus balerin Raysa Gurieviç ile evlendi. 1928'de New York ve Londra'da sergiler açtı. 1930'da ömür boyu evli kalacağı ikinci eşi yine Rus olan Isabella Pakszwer Far ile evlendi. Birlikte İtalya'ya yerleştiler.

Yazar Guillaume Apollinaire, Chirico'yu övdü ve gerçeküstücülerle tanıştırdı. Ressam Yves Tanguy, Chrico'nun bir tablosunu bir resim galerisinde gördüğünde çok etkilendiğini ve - o güne kadar eline fırça almamış olmasına rağmen - resme başlamaya karar verdiğini anlatır. Chirico'dan etkilendiğini belirten diğer sanatçılar arasında Max Ernst, Salvador Dalí, René Magritte, ve Philip Guston bulunmaktadır. Chrico, gerçeküstücülük akımını derinden etkilemiştir.
İtalyan film yönetmeni Michelangelo Antonioni da Chirico'dan etkilendiğini belirten sanatçılar arasındadır. Antonioni'nin 1960'lı yıllarda yaptığı filmlerde kamera ıssız veya birbirinden uzak kişilerin bulunduğu kent mekanlarında uzun uzun dolaşır, filmin kahramanları ortada görünmez.
Fotoğraf sanatçısı Duane Michals'nun eserlerinde de Chirico'nun etkisi görülür.
John Ashbery, Chirico'nun romanı Hebdomeros için "muhtemelen gerçeküstücü romancılığın en iyi yapıtı" demiştir.


Bir Sokagin Melankoli&Gizemi-Giorgio de Chirico, yağlıboya tablo, 1914.

Dosya:Bir Sokagin Melankoli&Gizemi.jpg 


Love Song by Giorgio de Chirico. Oil on canvas, 1914








File:De Chirico's Love Song.jpg

 The Disquieting Muses by Giorgio de Chirico. Oil on canvas, 1947, University of Iowa Museum of Art.



File:The Disquieting Muses.jpg



Wednesday, April 24, 2013

Paul Gauguin ve Post -Empresyonizm

Eugène Henri Paul Gauguin 
(d. 7 Haziran 1848, Paris– 9 Mayıs 1903)
Eugène Henri Paul Gauguin, 7 Haziran 1848, Paris’te doğan, Post-Empresyonist bir ressamdır. 1851’de ailesiyle birlikte Peru’ya yerleşir. Babası yolculukları esnasında ölür, Lima, Peru’da annesi ve kızkardeşi ve amcasının ailesiyle birlikte 4 yıl yaşayan Paul ve ailesi 1855’te Paris’e döner. 17 yaşında pilot asistanlığı yapan Paul sonrasında bir süre donanmada çalışır. 1871’de Gauguin, Paris’e dönerek borsacılık yapmaya başlar. 1873’te Mette Sophie Gad adlı Danimarkalı bir bayanla evlenen Gauguin’in sonraları 5 çocuğu olur. Gauguin çocukluğundan itibaren sanata meraklıdır. Boş zamanlarında resim yapar. Gauguin, Camille Pissarro ile arkadaşlık kurar. Sanatında ilerlemeye başlayınca bir stüdyo kiralar, 1881-1882 yılları arasında düzenlenen Empresyonist sergilerde eserleri sergilenir. Bir süre yazları Pissarro ve Paul Cézanne ile resim yapar. 1884’e geldiğimizde Gauguin ailesi ile Kopenhag’a taşınır. Burada iş alanındaki yaşadığı başarısızlıklar onu tüm zamanında resim yapmaya yöneltir ve ailesini burada bırakarak büyük oğlu ile birlikte Paris’e geri döner. Bu dönemde Vincent Van Gogh, Gauguin’i Arles’e çağırır ve burada 9 haftayı resim yaparak birlikte geçirirler. Ancak sonrasında yalnız kalmanın etkisiyle depresyona girer ve intihara kalkışır.
Empresyonizm Gauguin’e istediklerini veremez olmuştur bundan dolayı Afrika ve Asya sanatı kendisine daha mistik ve çekici gelir özellikle de Japon kültürü. Folklorik sanat ve Japon sanatının etkisi altına girer.
1891 yılında Gauguin mali açıdan kötü durumdadır. Üstelik bir ressam olarak çok da tanınmamaktadır. ‘Taze balık ve meyve’ için tropik bir adada yaşamak amacıyla birkaç teşebbüsü olmuş bu da oldukça primitif bir tarzda resim yapmasına sebep olmuştur. Kısa bir süre Panama Kanalı, Tahiti’de yaşamıştır ve Tahiti’de yaşarken ‘Fatata te Miti (By the Sea)’, ‘la Orana Maria’ (Ave Maria) adlı tablolarını yapmıştır. Ayrıca; Gauguin'in, Tahiti’de geçirdiği günlerini, Tahitililerin yaşam şekli ve inançlarını anlattığı, Noa Noa: The Tahiti Journal Of Paul Gauguin adlı bir kitabı vardır. D'où venons-nous ? Que sommes-nous ? Où allons-nous ? "Nereden geliyoruz? Neyiz? Nereye gidiyoruz?" sorusu evrimi anlatan güzel bir sözüdür.
1897’de Punaauia’ya taşınarak burada da en önemli eseri olan ‘Where Do We Come From’ adlı tablosunu yapar. Hayatının geri kalanını Markiz Adaları'nda geçirmiştir. Bu dönemde Avant et Aprés (Before and After) adlı anıları, sanat eserleri hakkında yorumlarından oluşan bir kitap yazmıştır
1903 yılında kilise ve hükümetle ile yaşadığı bir problem sebebiyle 3 ay hapse mahkûm olmuş, ancak hapse giremeden hastalanarak 54 yaşında ölmüştür. Paul Gauguin’in çalışmalarına olan rağbet ölümünün hemen ardından sonra olur. Çalışmalarının bir çoğu Rus koleksiyoncu Sergei Shchukin tarafından toplanır. Koleksiyonun bir kısmı Pushkin Müzesi’nde sergilenmektedir. Gauguin’in eserleri nadiren satılığa çıkarılmakta ve fiyatları 39,2 milyon dolara kadar ulaşmaktadır. Gauguin diğer bir çok ressamı özellikle de Arthur Frank Mathews’u etkilemiştir. Tahiti’de bulunan Japon tarzındaki Gauguin Müzesi bazı fotoğrafları, belgeleri ve bazı tablolarını içermektedir.
 Les Parau Parau (Sohbet), 1891

 

 Vahine no te tiare (Çiçekli Kadın), 1891


 
Nafea Faa ipoipo? (Ne Zaman Evleneceksin?), 1892



 Fatata te Miti (Deniz Kıyısında), 1892

 

 Tahiti'de Pastoral Hayat, 1893

 























 Mahana no Atua (Tanrının Günü), 1894


 
 Vairumati, 1896
 


Monday, April 22, 2013

Vincent van Gogh ve Post-Empresyonizm


 

Vincent Willem van Gogh 30 Mart 1853 –  29 Temmuz 1890, Hollandalı ard izlenimci ressam. Bazı resim ve eskizleri, dünyanın en tanınmış ve en pahalı eserleri arasında yer alır.
Van Gogh, gençliğini bir sanat simsarlığı firmasında çalışarak geçirmiş, kısa süren bir öğretmenlik deneyiminden sonra da Belçika'da fakir bir madenci kasabasında misyoner olmuştur. Resim kariyerine 1880'den sonra başlamıştır. Başlangıçta koyu ve kasvetli renklerle çalışan Van Gogh, Paris'te tanıştığı izlenimcilik ve yeni izlenimcilik akımlarının etkisiyle canlı renklere geçmiş; Güney Fransa'da geçirdiği süre zarfında da bugün yaygın olarak tanınan kendine özgü resim tarzını geliştirmiştir

 Van Gogh, ömrünün son on yılı boyunca yaklaşık 900 suluboya/yağlıboya resim ve 1100 karakalem çalışma üretmiş, en meşhur eserlerini ise ömrünün son iki yılında yapmıştır. 1888'de ressam Paul Gauguin ile arkadaşlığının bozulması üzerine sol kulağının bir kısmını kesmiş, giderek kötüleşen ruhsal hastalığı sonucunda kendini göğsünden vurarak intihar etmiştir. Kimi sanat tarihçileri Gauguin ile yaptıkları hareretli bir tartışma sonucu Gauguin'in isteyerek ya da kendini gard amaçlı olarak Van Gogh'un kulağını kestiğini de iddia ederler.

  
Van Gogh, resim kariyeri boyunca kardeşi Theo'dan aldığı maddi destek sayesinde ayakta durabilmiştir. İki kardeşin arkadaşlığı, 1872'den itibaren birbirlerine yazdıkları mektuplarla belgelenmiştir.
20. yüzyıl sanatını ciddi şekilde etkilemiş olan Van Gogh, fovistlerin ilham kaynaklarından biridir ve Empresyonizmin öncülerinden kabul edilir.


Van Gogh'u özellikle hayatının son iki yılında ciddi şekilde etkilemiş olan akıl hastalığı için bugüne kadar 30'dan fazla teşhis veya olası sebep ileri sürülmüştür.Bunlardan bazıları, şizofreni, bipolar bozukluk (eski adıyla manik depresyon), frengi, boya zehirlenmesi (soluma veya yutma yoluyla), Ménière hastalığı ve güneş çarpmasıdır. Kötü beslenme, aşırı çalışma, uykusuzluk ve alkol düşkünlüğü, muhtemelen hastalığın etkilerini artırmıştır.
Van Gogh'un özellikle son dönem eserlerinde açıkça görülen sarı renk düşkünlüğünün de tıbbi bir bozukluktan kaynaklandığını ileri sürenler olmuştur.Bu konudaki teorilerden birine göre, Van Gogh'un bolca içtiği absintte bulunan tuyon adlı madde, zaman içinde Van Gogh'un görüşünü bozarak nesneleri sarımtrak renkte görmesine sebep olmuş, bu da ressamın eserlerine yansımıştır. Bir başka teoriye göre, Van Gogh'a hastalığının tedavisi için yüksek dozlarda yüksük otu verilmiştir, ve yüksük otunun sarımtrak görüşe veya sarı lekeler görmeye sebep olduğu bilinmektedir.
  
27 Temmuz 1890'da resim malzemelerini alıp bir tarlaya yürüyen Van Gogh, kendisini tabancayla göğsünden vurdu. Sendeleyerek kaldığı otele döndü ve yatağına uzandı. Kanamayı farkeden otel sahibi, kasaba doktoru Mazery'yi ve Van Gogh'un doktoru Gachet'yi çağırdı. Doktorlar, mermiyi çıkarmanın çok riskli olacağına kanaat getirip Theo'ya hemen gelmesi için haber yolladılar. Vincent Van Gogh, 29 Temmuz 1890 sabahı 1:30 sularında, kardeşi Theo'nun kollarında öldü, ve Auvers-sur-Oise'a gömüldü.


Starry Night-tuval üzerine yağlıboya-(1853–1890)-Museum of Modern Art ( NYC)

 Dosya:Van Gogh - Starry Night - Google Art Project.jpg


Hollandalı ressam Vincent van Gogh'un en güzel ve en ünlü tablolarından biri olan "Yıldızlı Gece" onun artan deliliğiyle ilişkilendirilir. Halbuki bu tablo gerçekte van Gogh'un astronomik araştırmalara yönelik ilgisinin bir sonucudur. Bu tabloda hem gerçek hem de fantastik unsurlar vardır. Griffith Park Gözlemevi'nin yaptığı bir çalışma van Gogh'un Ay'ı, Venüs'ü ve çeşitli yıldızları berrak bir gecede görülebilecek gerçek konumlarında resmetmiş olduğunu göstermektedir.
Öte yandan yapıtın önemli bir parçasını oluşturan gösterişli spiral açıkça fantastik bir unsurdur. Bu, ondokuzuncu yüzyılda keşfedilen ve gökkürede yer alan ve gözle görülmeyen astronomik görüngünün sanatçı tarafından bir yorumu olarak görülebilir. 
 Van Gogh'un Arles'teki Yatak Odası, 1889, Tuval Üzerine Yağlıboya, 57.5 x 57.5 cm., Musée d'Orsay, Paris, Fransa.
 


Van Gogh yatak odasını resmeden neredeyse birbiriyle aynı üç farklı resim yaptı. Şu anda Amsterdam Müzesi'nde bulunan ilk resim 1888 Ekiminde yapıldı ve ressam Arles'teki hastanedeyken meydana gelen bir sel sırasında hasar gördü. Neredeyse bir yıl kadar sonra Van Gogh bu resmin iki kopyasını daha yaptı. Bunlardan biri ilkiyle aynı boyda ve şu anda Chicago'daki Art Institute'de bulunuyor. Hollanda'daki ailesi için yaptığı resim ise daha küçük boyda ve şu anda Musée d'Orsay'da bulunuyor.
Kardeşi Theo'ya yazdığı bir mektubunda Vincent kendisini bu resmi yapmaya neyin yönlendirdiğini açıklıyor: Renklerin sembolizmini kullanarak dinginliği ifade etmeyi ve odasının yalınlığını ortaya çıkarmayı istiyordu. Bu şekilde şu betimlemede bulunuyor: "soluk, leylak rengi duvarlar, zeminin çaprık çurpuk, solmuş kırmızısı, krom sarısı sandalyeler ve yatak, çok solgun limon yeşili yastıklar ve çarşaf, kan kırmızısı battaniye, turuncu renkli el-yüz yıkama masası, mavi el-yüz yıkama leğeni ve yeşil pencere..." Ve şöyle ekliyor: "Bu farklı renklerle mutlak sükûneti ifade etmeyi istedim."
Bu farklı çeşitteki renklerle Van Gogh Japonya'ya ve Japonya'nın krepon kağıdına ve baskılarına gönderme yapıyor. Şöyle açıklıyor: "Japonlar çok yalın iç mekânlarda yaşadılar ve o ülkede ne büyük sanatçılar yaşadı." Ve her ne kadar Japonların gözünde resimlerle ve mobilyalarla döşenmiş bir yatak odası pek yalın sayılmasa da Vincent için burası "tahta bir yatak ve iki sandalyeyle boş bir yatak odası" idi. Bununla birlikte Van Gogh, neredeyse tümüyle düz hatlardan oluşan kompozisyonuyla ve perspektifin dengesizliğini telafi eder bir şekilde renkli yüzeylerin titiz kombinasyonuyla oda içerisinde belli bir boşluk duygusu yaratmayı başarmıştır. 

 Teras Kafe-Tuval üzerine yağlıboya- Eylül, 1888, Arles-Kröller-Müller Müzesi







Dosya:Vincent Willem van Gogh 015.jpg
 
Vincent van Gogh'un Teras Kafe'si ressamın en önemli işlerinden birisidir. Şüphesiz ki parlak ve çalkantılı kariyerinde ürettiği en ünlü resimlerdendir.
Bu resim, yıldızların aydınlattığı gökleri konu alan bir üçlemenin ilkidir. Bir ay sonra Rhone Üzerinde Yıldızlı Gece yapılmış, ve nihayet ertesi yıl Saint-Rémy'de bu ikisini takiben popüler Yıldızlı Gece yapılmıştır. Bu üç resmin bir nevi yansıması, Teras Kafe ve Rhone Üzerinde Yıldızlı Gece ile aynı ay içinde yapılmış olan Eugene Boch'un Portresi'nde görülebilir--resmin arka planındaki yıldızlı motife dikkat ediniz.
Vincent Teras Kafe konusunda coşkuluydu ve kızkardeşi Wil'e şöyle yazmıştı:
Bu aralar bir gece kahvesinin dışını yansıtan yeni bir resimle uğraşıyorum. Terasta içki içen küçük insan figürleri var. Devasa bir sarı fener terası, evi ve kaldırımı aydınlatıyor ve kaldırım pembemsi bir menekşe tonu alıyor. Yıldızlarla süslenmiş mavi bir gökyüzünün altında uzanan bir yol boyunca koyu mavi veya menekşe cepheli evler ve bir de yeşil bir ağaç sıralanmış. İşte sana içinde hiç siyah olmayan ve yalnızca mavi, menekşe ve yeşil tonlarının hakim olduğu bir gece resmi; ayrıca aydınlık küçük meydan soluk sülfür ve yeşilimsi bir citron sarısına bürünmüş. Gece resmini geceleyin, o anda yapmaktan inanılmaz bir zaevk alıyorum. Genelde gece yapılmış olan kaba karakalemlere dayanarak, gece resimleri gündüzleri çizilir ve boyanır. Ama ben aynı anda resmetmekten daha çok keyif alıyorum.

Vincent Wil'e Guy de Maupassant'ın Bel Ami kitabında da benzer bir kafe betimlemesi olduğunu aktararak devam eder: " . . . Bulvardaki parlak ışıklı kafeler ve yıldızlı bir gece, ve bu yaklaşık olarak benim resmimin konusunun aynısı gibi.".


 

Monday, April 15, 2013

Édouard Manet ve Empresyonizm

                           Édouard Manet

 Édouard Manet (23 Ocak 1832 – 30 Nisan 1883) (Mane diye okunur), Fransız ressam. Ondokuzuncu yüzyılda modern hayatı konu alan resimler yapmaya başlamış ilk ressamlardandır. Manet, gerçekçilik akımından izlenimciliğe geçişte önemli bir rol oynadı. İlk dönem başyapıtlarından Kırda Öğle Yemeği ve Olympia, kendisinden genç ressamlara esin kaynağı oldu. Daha sonraki yıllarda ise o ressamlar izlenimciliğin en önemli isimleri oldular. Günümüzde, bu iki resim, modern sanatın başlangıcı kabul edilir.

Le Déjeuner sur l'herbe -"Luncheon on the Grass" -tuval üzerine yağlıboya-Orsay Müzesi, Paris

Dosya:Édouard Manet - Le Déjeuner sur l'herbe.jpg 


Sanatçının en önemli erken dönem çalışmalarından biri de Kırda Öğle Yemeği idi. 1863 yılında Paris Salonu'nun yıllık sergisi tarafından reddedilen Manet, bir sonraki sene resmi Reddedilenler Salonu'nda sergiledi. 3. Napolyon Reddedilenler Salonu'nu, 1863 yılında, Paris Salonu'nun 3000'den fazla eseri reddetmesinden sonra kurmuştu.
Tabloda giyinik bir erkekle tamamen çıplak bir kadının yan yana oturmasının zıtlığı ilgi çekti. Ayrıca eskize benzeyen basitleşmiş çizim de Manet'yi Courbet'ten ayıran bir gelişmeydi. Aynı zamanda, Manet'nin kompozisyonunda onun eski başyapıtlar üzerine yaptığı çalışma da fark ediliyordu. Ana karakterlerin oturma düzeni Marcantonio Raimondi'nin 1515 yılında çizdiği Paris'in Yargısı isimli tablosunu anımsatıyordu.
Uzmanlar ayrıca, Manet'nin bu çalışmasının iki büyük rönesans resmi olan Giorgione ve Titian'ın Pastoral Uyum, ile Fırtına'sını de anımsattığını söylediler.Fırtına Venedik'teki Gallerie dell'Accademia'dadır. Bu gizemli resimde de giyinik bir adamla çıplak bir kadın kırsal bir mekandadırlar. Adam solda ayaktadır ve kadın, çimenlerin üzerinde bebeğini beslemektedir. Uzaktaki karanlık bulutlar gelecek olan bir fırtınanın belirtisi gibidir. Resimdeki iki karakterin birbirleri ile olan ilişkileri ise belirsizdir. Pastoral Uyum ise Louvre'un koleksiyonundadır. Bu resimde giyinik iki adam kırda oturmuş birbirine bakmaktadırlar. Sol taraftaki adam bir ud çalmaktadır, sağdaki ise dikkatle ona bakıp dinlemektedir. Ön tarafta ise iki çıplak kadın, erkeklere eşlik etmektedir. Kadınların birinin elinde flüt vardır, diğeri ise sürahi taşımaktadır. Arka planda ise uzakta bir ev, bazı ağaçlar ve bir çoban görünmektedir.

 Olympia-1863-tuval üzerine yağlıboya-Orsay Muzesi

 Dosya:Manet, Edouard - Olympia, 1863.jpg
Tıpkı Kırda Öğle Yemeği'nde olduğu gibi bu tablosunda da Manet Rönesans ressamlarını anmaktadır. Resimdeki çıplak kadının pozu Titian'ın Urbino Venüsü'nü (1538) ve Francisco Goya'nın Çıplak Maya'sını (1800) anımsatmaktadır.
  Resmin tartışılmasının sebeplerinden biri de çıplak modelin tam olarak çıplak olmamasıdır. Saçlarındaki orkide, boynundaki kurdela, bilezik ve terlikler onun çıplaklığını ve seksapelini daha çok vurgulamakta ve zenginlerle düşüp kalkan rahat bir yaşama sahip hayat kadını imajını güçlendirmektedir. Orkide, tepede toplanmış saçlar, siyah kedi ve bir buket çiçek de o dönemlerde cinselliğin simgeleriydi. Bu modern Venüs vücudu standartlara göre incedir. Buradan da resimdeki idealize etme eksikliği fark edilebilir. Arkada duran tamamen giyinik hizmetçinin kıyafetleri ve bir fahişeye hizmet ediyor olması ortamdaki cinsel gerilimi arttıran bir faktördür.
  
Manet, Olympia'nın durgunluğunda Japon sanatından etkilendi. Bu durgunluk onu daha insani ve daha az şehvetli gösterir. Bazı yorumlara göre hizmetçisinin ona sunduğu çiçekleri gönderen müşterisine bakmaktadır.
Olympia sergilendikten sonra pek çok tepkiyle karşılaştı. Karikatürlerde, resimlerde, eskizlerde sık sık Manet'nin çıplağına göndermeler yapıldı. Pablo Picasso, Paul Gauguin, Gustave Courbet, Paul Cézanne ve Claude Monet resmin önemini takdir eden ressamlar arasındaydı.





Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Manet

19. yy Sanat Akimlari *part 5*



Empresyonizm
File:Manet, Edouard - Le Déjeuner sur l'Herbe (The Picnic) (1).jpg

Empresyonizm yada diger adiyla izlenimcilik akiminin temelleri 1874 yilinda Paris `te bir grup sanatcinin, fotografci Nadar ` in studyosunda actigi sergiyle baslamistir. Soz konusu sergide Claude Monet ` in Impressoon-izlenim Gun dogumu adli eserini goren elestirmen Leroy , empresyonistlerin sergisi adli baslikla yayinladigi yazisinda bu eseri kucumsemistir.Impression adi diger sanatcilar tarafindan da benimsenerek bu akima adini vermistir. 1874-1886 yillari arasinda yedi sergi açan empresyonistler arasinda Auguste Renoir, Camille Pisarro, Alfred Sisley, Edgar Degas, Berthe Morisot ve Paul Cézanne yer almistir. Empresyonistlerden farkli bir bakis acisi olmakla beraber onlara onculuk eden  Edouard Manet`nin Kirda Oglen Yemegi (yukarida) adli tablosu bu akimin en carpici orneklerinden biridir. Sanatçi, Rafael’in bir tablosundan esinlenerek yaptigi bu resiminde, biri modeli
Victorine Meurent olan çiplak iki kadin figürü ile çagdas giysiler içinde gösterdigi kardefli ve heykeltras Ferdinand Leenhoff’u resmetmistir. Taninabilecek kisilerin konunun içine bu sekilde dahil edilmesi gelenege saygisizlik olarak gorulmustur. Resim guclu ve serbest firca darbelerinin kullanilmasi ve yuzeysel bir gorunum kazandiran teknigi ile elestiri konusu olmustur .Manet salon sergilerinin ve halkin reddettigi yenilikci sanatcilardan biri olarak one cikmistir. 


Manzaralar, gunluk yasam icinde kafede oturan insanlar,tren istasyonlari empresyonistlerin baslica konulari arasinda yer almistir.Sanatcilar ayni konuyu degisik isik altinda yakalamak icin cesitli saatlerde ve mevsimlerde farkli gorunumler yakalayarak seri resimler yapmislardir.
Empresyonist sanatcilarin amaci , her turlu on yargiyi bir kenara birakarak dogayi gozlemlemek ve nesnelerin gunes isigiyla degisen anlarini renk kullanarak yakalamaktir.Fotograf ve isik alanindaki gelismelerden etkilenen sanatcilar  ani yakalamak icin fircalarini hizlica kullanmak ve ayrintilardan bogulmak yerinde gorunumun butunuyle ilgilenmislerdir.



Neo Empresyonizm

File:A Sunday on La Grande Jatte, Georges Seurat, 1884.pngRessam Georges Seurat, empresyonizm ve renk uzerine yapilmis bilimsel calismalarin etkisiyle Divisyonizm  yada Puantizm denilen bir teknik gelistirmistir.(A Sunday on La Grande Jatte, Georges Seurat, 1884)

Renklerin birbiri izerinde etkisinden yola cikarak renk sayisini azaltmis , ve bunlari kucuk noktalar halinde  kullanmistir. Renklerin palette karismasi yerine bu islem izleyicinin gozune birakilmistir. Soz konusu teknigin yayilmasiyla neo empresyonizm olarak adlandirilan akim olusmustur. Paul Signac, Camille Pisarro, Henry Edmund Cross bu teknikte calismis diger sanatcilardir.



Post Empresyonizm

Gec izlenimcilik adiyla da tanimlayabilecegimiz post empresyonizm bir grup yada uslup degildir. Empresyonizm  den yola cikan ama ona bir sekilde karsi cikan Paul Cezanne , Vincent Van Gogh ve Paul Gauguin `nin  egilimlerini tanimlamak icin kullanilmistir.Bu sanatcilar kullandiklari teknikler ve renk anlayislari ile sonraki kusaklari etkilemislerdir.
 Gauguin , 1881 yilinda Fransa `dan Tahiti ` ye giderek  hayatinin son 10 yilini gecirdigi bu adanin ilkel yasamini yansitan eserler uretmistir. Romantizm akimiyla baslayan , Avrupa disindaki kulturlere uyanan merak ve hayranlik Gauguin ile beraber soz konusu toplumlarin usluplarinin yansitildigi bir anlayisa donusmustur.Gauguin daha sonra fovizm ve sembolizm akimlarinda da etkili olmustur.
 Van Gogh da dostu Gauguin `in etkisiyle empresyonismden disavurumculuga ( ekspresyonizm) e yonelmis, dogayi kopyalamak yerine kendini daha kuvvetli ifade etmek icin renk unsurunu etkili bicimde kullanmistir. Dinamik bir ritmle ele aldigi cizgiler duz , kisa ve sert firca darbeleriyle son derece carpicidir.

 Les Grandes Baigneuses - Yikananlar Paul Cézanne
File:Paul Cézanne 047.jpg


 

 Stilleben mit 12 Sonnenblumen- Vazoda 12 aycicegi Vincent van Gogh
File:Vincent Willem van Gogh 128.jpg
 D'où venons-nous? Que sommes-nous? Où allons-nous? Where Do We Come From? What Are We? Where Are We Going?Paul Gauguin
 File:Woher kommen wir Wer sind wir Wohin gehen wir.jpg